Form & Beslenme

Bugüne kadar bana en çok sorulan şeylerden birisi olan beslenme ve form hakkında neden pek bir şey yazmamışım kendime hayret ediyorum şu an. Bu yaz Instagram fotolarımı mükemmel bir şekilde çekip Mert Alaş’ı koltuğundan eden annem sayesinde özellikle formumla ilgili sorular aldım doğal olarak. Kadın manken gibi Vogue issue gibi fotolar çekiyor siz de haklısınız…Tabi bütün bu güzel fotoların benim fotojenik olmamla ilgisi büyük olsa da beni az çok tanıyanlar beslenme ve spor konusundaki hassasiyetimi biliyordur. Bu konudan geniş bir şekilde bahsetmemin zamanı gelmiş  artık. Burada yazacağım her şeyin bir tavsiye olduğunu ve spor ve beslenme ile ilgili girişimleriniz için bir uzmanla görüşmeniz gerektiğini zaten biliyorsunuzdur diyerek başlıyorum o zaman…

Öncelikle beslenmeden başlayayım, ben hem çok sağlıklı hem de bir o kadar sağlıksız beslenen bir insanım ( her zaman da değil ama ) . Yani fast food, kebap ve türevleri,  pizza gibi şeylere düşkünlüğüm yoktur. En son ne zaman şu AVM’lerin üst katlarındaki yemek mekanlarından yemek yedim hatırlamıyorum, öylesi sevmem ve çok az tüketirim. Zaten midem çok dertlidir mesela bir kebap yerim 3 gün midem cayır cayır yanar sağolsun. Alkol konusunda da çok seçiciyim sadece şampanya ve türevlerini içerim ve dediğim gibi ayda yılda bir ( leydiyiz olacak o kadar ) o da. Ama belirli bir yaşa kadar gerçekten çok pis beslendim, neyse ki o kadar kötü beslenmeye obez olmadım, bunun için anneme ve babama teşekkür ediyorum, DNA kurtarmış resmen beni. Tabi işin içinde spordan dolayı da bir yırtma durumu var ama ona sonra geleceğiz, şimdi beslenme bölümümüzdeyiz. 2007 Yılında çok ciddi bir besin zehirlenmesi geçirdim ve ondan sonra benim için hiçbir şey aynı olmadı. Sonrasında midemde “mikrobik gastrit” olduğunu öğrendim ve gerçekten çok kabus gibi bir tedavi sürecim oldu. Bundan sonrasında ise midem asla eskisi gibi sağlıklı olmadı. Bu da beslenmemi büyük ölçüde değiştirdi ve kısıtladı diyebilirim. Bütün bunların sonucunda da nur topu gibi bir İBS hastası oldum. Yani “midem/karnım kötü” lafı benim için günaydın veya iyi geceler gibi, hayır zaten huylu bir organ bu üzülsen bir havalara giriyor sevinsen ayrı bir cins. Yani midemin esiri gibi hissediyorum kendimi. Neyse burası dert köşesine döndü kusura bakmayın… Sonuç olarak kilodan ziyade sağlık için dikkatli beslenmeye çalışıyorum . Önceden 1 gün yemeyince 1 kilo verirdim şimdilerde öyle bir durum asla yok. 30 yaşını geçince böyle oluyormuş demek ki. ( 1983 doğumluyum ). Ailemizin kendimi bildim bileli bir geleneği var o da akşam yemeğini çok erken yemek, bu yüzden pek formumuz bozulmuyor. Kışın en geç 6′da yazın ise 7′de yemeğimizi yemiş oluyoruz. Tabi çoğunuz biliyordur yazları genelde Akyaka’dayım ve yediklerim tamamen değişiyor. Burada anne yemekleri sayesinde sağlıklı mis gibi bir insan oluyorum bu yüzen geç yesem bile pek farketmiyor. Ama bu çok önemli bir şey, yani erken yemek yemek. Özelikle o garabet kış akşamlarında geç yemek yediğimiz için kilo alıyoruz bu yüzden yemeği erkene alıp sonrasına yürüyüş, spor gibi şeyleri eklemeliyiz.

Neyse kısa kesip yakın zamanda beni en çok etkileyen ve sizin de çok işinize yarayacağını düşündüğüm bir şeyden bahsetmek istiyorum: Diyet Aktif. Habertürk gazetesinde çikolataları falan öven bir insan olduğundan Güneş Aksüs geçtiğmiz Nisan gibi ilgimi çekti. Çünkü gerçekten aldığım kiloları aylardır veremiyordum ve artık sinirlerim bozulmaya başlamıştı. ( boyum 1.70 ) Kışları max. 55 olmaya alışmış bir insan olarak 58 sınırını zorlamaya başlamıştım ve bu gerçekten moral bozucuydu. Genelde insanlara bu tip rakamlar düşük ve önemsiz gelebilir ama hep şöyle diyorum “3 kilo portakalı düşünün ve sonra o portakalların vücudunuza eklendiğini hayal edin” böyle diyince insanlar 1 kilonun bile ne kadar sinir bozucu olduğunu anlıyorlar. Çünkü 10-15 kilo vermeye çalışmak 2-3 kilo vermeye çalışmaktan daha kolay. Verilmesi gereken kilo azaldıkça insanın ciddiyeti de azalıyor. Bir de ben mesela kilo alınca her yerimden eşit alıyorum bu yüzden insanlar pek farketmiyor ama şöyle mart ayı gibi iyice beyazlamış akça pakça poaçamsı bir yüzüm oluyor. Güneş Hanım’a kilo vermek için değil sağlıklı beslenmek için gittim. Şimdi diyeceksiniz e hani fast food falan yemiyordun neyin sağlık arayışı bu…Benim de derdim çikolatalar pastalar işte. Mideme ne kadar dokunursa dokunsun asla vazgeçemiyorum daha doğrusu vazgeçemiyordum. Özellikle bu kış ipin ucunu iyice kaçırdım ve ciddi boyutta pastalara çikolatalara sardım. Baktım Güneş Hanım tatlı düşmanı değil hemen koştum ona… Yediklerimi anlatınca kadın şok oldu ve içinde asla tatlının olmadığı bir diyet programı verdi bana. Asla yapamam sandığım şeyi yaptım ve 1.5 ay boyunca tatlı olarak sadece hurma yedim, o da günde 2 adet. Sonra da haftada 1, 3 kaşık falan light dondurma yedim. Gerçekten tatlı da sigara gibi bir bağımlılıkmış ve yemedikçe insanın canı daha az çekiyormuş. Bu süreçte ayda 1 kilo verdim ve daha önemlisi midemde ciddi boyutta bir rahatlık oldu. İBS için de aynı şeyi söyleyebilirim. Hayatımda ilk kez tatlıyı tamamen kestiğim için vücudum da şok oldu tabi.. Ayrıca Güneş Hanım bana öyle bir program yaptı ki akşam 8′e kadar sürekli yiyordum o kadar yiyip nasıl kilo almadım inanılmaz. Demek ki çikolatlar gerçekten göründüğü kadar tatlı değilmiş… Abim Güray ( siz kendisini belki @burusvilis olarak biliyorsunuzdur ) benden 7 yaş büyük ve kedisi benden zayıf. Düşünün böyle bir evde yaşıyordum ne yese asla kilo almayan ve zayıflığından şikayetçi bir abi. Hatta kendisi de şu an Güneş Hanım’a kilo almak için gidiyor gel de katil olma… Sonuç olarak hayatımda ilk kez diyetisyene gittim ve bildiğimi sandığım çoğu şeyin yanlış olduğunu öğrendim. Mesele sürekli aynı diyetle zayıflamanın yararsız olduğunu çünkü vücudun bunu kodlayıp hazırlıklı olduğunu. Sinsi gibi bir bedenimiz var anında arkadan bıçaklıyor yani ayık olmak lazım. Aynı zamanda Güneş Aksüs’ün “Güneş’le Kaçamak Diyeti” diye bir kitabı çıktı, içinde hem tarifler hem de doğru bilinen yanlışlar var. Eğer diyetisyene gitmeyi düşünüyorsanız tavsiye ederim, zaten şu deneme yazımda da kitaptan ve kendisinden bahsetmiştim: tam bir deneme buradan okuyabilirsiniz.

Yazı Orhun Kitabeleri’ne döneceği için spor bölümüne geçiyorum.

Spor benim ve ailem için oldukça önemli çünkü özellikle babam zamanında ciddi boyutta sportif faaliyetler içine girmiş. Bizim evde zaten sürekli olarak spor kanalları açıktır ve bu kanallarda hangi sporun yapıldığının önemi yoktur.  Ayrıca babam her yere yürüyerek gidilebileceğine inandığı için araba bile almamıştır, bu yüzden özellikle yürüyüşlerimiz meşhurdur. Yine yıllardan birinde psikolojik olarak biraz sıkıntılı bir dönemdeydim ve sürekli yürüyüş yaptığım bir yol vardı. Bir gün hep yürüyorum neden koşmayayım dedim ve o günden sonra delicesine koşmaya başladım. Bu da bir bağımlılık gibi, duramıyorsunuz bir kere başlayınca. Günde 10 km koşuyordum ve kafamdaki tüm sorunlardan da böylelikle kurtulmuştum. Özellikle Akyaka’da bir süre sonra hem bronz hem de aşırı zayıf olduğundan babam bile beni “Kenyalı atletlere döndün dur artık” diye uyarmıştı. Farkındaysanız her konuda bir ayarsızlığım söz konusu… Neyse İstanbul’da zaten koşmayı bırak yürümek bile zor olduğundan çok fazla devam edemedim. Parklara gidiyordum koşmak için ama oraya giderken çektiğim trafik bile beni hayattan soğutuyordu. İşte bu arayışlarımdan birinde aletli pilates ile tanıştım. Gmall’daki MAC’de özel derse gitmeye başladım. Zaten spor salonlarını oldum olası sevmem ve kan ter içinde bırakan aletlerden de hoşlanmıyorum. Bu yüzden başlarda gerçekten pek isteksiz gidiyordum. 1 ay sonra yıllarca koştuğumda bile oluşmamış bacak kaslarımla karşılaşınca pilates ile aşkımız başladı. 1 Saatlik ders sonrası vücudumda çalışmamış tek bir kas bile kalmıyor. Yaparken bu kadar yorulup sonrasında bu kadar enerjik olmak mesela, hala çözemediğim pilates mucizelerinden. Bu arada aletsiz pilates de yaptım bence aralarında çok büyük bir fark var. Aletsiz olan bana göre aşırı sıkıcı ama onun da seveni çok, siz kendinize en uygunu neyse onu seçin bence. Ben 1 saatte zıpkın gibi olmayı sevdiğimden yaklaşık 4 yıldır kendisiyle haşır neşirim. Şu son 1 yıldır derslerim biraz daha seyrekleşti çünkü bayadır MAC’e gitmiyorum pilates hocamın ders verdiği yerlere gidiyorum. Bu da biraz plansız olduğundan düzenli olamıyor. Şöyle bir örnek vereyim şu an 53 kiloyum ve çok memnunum ama düzenli pilates yaptığımda 55 kilo halimi seviyorum, yani kaslı ve sıkı bir vücut gibisi yok. Ülkemizdeki kadınların düştüğü en büyük hata da bu, zayıf olmakla formda olmak aynı şey değildir. Pilatesle ilgili en önemli konulardan birisi gittiğiniz kursun sertifikaları, son 3 yıldır bel sırt ve bacak ağrıları için doktora gidenlerin çoğu pilates gazisi. Yani bunu yaptıran hocaların fizik tedaviyi çok iyi bilmeleri gerekiyor. Ucuz diye gidip belinizi kırmayın bak, uyarıyorum… Pilatesle birlikte hayatta yapamam dediğim yogayı bile sevdim. Favorim daha uzun ve yavaş olan yin yoga. Kesinlikle insanı hem kas olarak hem de zihin olarak çok iyi dinlendiriyor ama bunun için de en azından bir süre hocayla çalışmanız lazım. Karışık hareketleri var, öyle kolay bir şey sayılmaz. Son zamanlarda İstanbul başta olmak üzere ülkede baya bir yürüyüş, koşma gibi aktiviteler çoğaldı. Eğer her gün 1 saat tempolu yürüyebiliyorsanız, yani böyle bir imkanınız varsa çok şanslısınız demektir. Düzenli ve tempolu yürüyüşün düzeltemeyeceği şey yok, moralden fazla kiloya kadar her şeye çaresi var. Sigara içiyorsanız da o sigarayı bırakın artık 2014 yılında hala daha ne sigarası…Sonra neden selülitim var demeyin bana ama, hem yürümeyip hem de sigara içiyorsanız selülitsiz olmanız baya bir mucize demektir. Benim 30 yaşımdan sonra kışları görünüp baharda ve yazları kaybolmaya başladılar, mesela bunun en büyük sebebi İstanbul’un pis havası. Ciğerlerimiz bile düzgün oksijen alamazken kat kat üstü örtülmüş baldırlarımıza oksijen nereden gitsin? Doğal olarak oluşuyor bir şeyler. Bu konuda da tavsiyem bol sıvı almanız ve selülit kremi sürmeniz. Evet bunu beklemiyordunuz dimi…Kremler ve sonuçları ile ilgili yazımı da şuradaki deneme yazısında bulabilirsiniz: Tam Bir Deneme 

Bu konuda size vereceğim en önemli tavsiye ailenize bakmanızdır. Annenize, anneannenize, babanızın annesine, halanıza bakın. Nasıl yaşlanmışlar, kiloları ne alemde, cilteri nasıl…Kendinizle ilgili en büyük ipucunu bu kişilerden bulursunuz çünkü siz de öyle olacaksınız, ya da olmayacaksınız. Unutulmaması gereken şey ise onların beslenmesiyle bizimkinin aynı olmadığı ama büyük ihtimalle de bizim elimizdeki olanaklar da onlarda yoktu. Yine de armut dibine düşer sözü her zaman doğru çıkar bu yüzden gerek spor gerek de beslenmeyle siz de ilerde torunlarınıza “ben senin yaşındayken taş gibiydim” diye hava atabilirsiniz.

Yazı bilinmez bir sonsuzluğa gitmesin diye burada bitiriyorum. Umarım yeterince açıklayıcı olabilmişimdir, sormak istediğiniz veya yazmamı istediğiniz bir şey olursa da söyleyin, elimden geleni yaparım.

Not: Bu yazıyı yazarken 2 minik poaça bir de gofret yedim…


Tambirleydi hakkında


9 Responses to Form & Beslenme

  1. Neslihan says:

    Merhabalar,bende sizin gibi fast foodla hiç aram olmamasına rağmen tatlıya deli bir düşkünlüğüm var kısıtlayayım diyorum 4. günün sonunda yine saldırıyorum tatlıya beslenmeme dikkat ediyim diyorum ama tatlıyı nasıl frenliycem bilmiyorum :(

    • tambirleydi says:

      Ben hurma sevdiğim için hurma ile frenledim açıkcası. Tabi hurmanın da günde 2 taneden fazla tüketilmemesi gerek, ufak da olsa yüksek şeker miktarı olan bir kuruyemiş. Önce haftada 2 sonra da haftada 1′e düşürün tatlı tüketiminizi bence, böylelikle tatlı yiyeceğiniz günü tamamen hayatınızdan çıkarmayacağınız için daha sabırlı olabilirsiniz…

  2. Neslihan says:

    Merhabalar,
    Bende sizin gibi fast foodla aram olmamasına rağmen tatlıyı çok seviyorum ve deli tatlı yiyorum.Kilo sorunum yok ama beslenmeme dikkat ediyim diyorum 4.günün sonunda tatlıya saldırıyorum resmen nasıl frenliycem kendimi bilmiyorum :(

  3. AYŞE İNCE says:

    Merhaba, IBS kısmını okuyunca uzun zamandır aklımda olan yorum yazma düşüncesini şu an gerçekleştiriyorum. Yazıyı baştan aşağı tekrar okudum. 2 defa doktorlar tarafından kontrol edilip, kolonoskopiler olup hiç bir şeyin yok diye gönderilmeme rağmen, biyolojik olarak vücudumda bir terslik olduğunun farkındayım. karnım sürekli şişkin, yediklerime ben de çok dikkat ediyorum, dediğiniz gibi bir de çok hassas bir organ :) :) yine de yenemedim, çözemedim bu işi. bazı günler karnımdaki sıkışıklık hissi beni resmen delirtiyor :( :(
    ha bir de güzel güzel pilatesimi yapıp, kaslanmış bir karna ulaşmıştım ancak karnımdaki bu sıkışıklık yüzünden miğdeme ne girse rahatsız ettiğinden dolayı bıraktım :(

    bu yorum da doktora gitmişi gibi oldu, neyse öneriniz varsa okumak istiyorum, bu sıkıntıyı yaşayan biri olarak paylaşmak da güzeldi :)

    • tambirleydi says:

      Merhaba Ayşe Hanım. Ibs ile ilgili bilmeniz gereken en önemli şey sorunun fizyolojik değil psikolojik olduğu. Yani tetkiklerinizde bir şey çıkmaması çok normal, sorun organlarınızda değil sadece beyninizde ve midenizde. Size 2 önemli tavsiyem var, birisi kendinize iyi bir diyetisyen bulmanız. Bunun sebebi karnınızda şişlik yapan ürünlerin ne olduğunu tespit etmek. Bunun için york, cambridge vb gibi testler de yaptırabilirsiniz imkanınız varsa. Yaptırırsanız testinizin sonucunu diyetisyene götürün. Bu testler şundan tamamen uzak durmalısın gibi katı sonuçlar çıkarıyor onları çok da aşırı ciddiye almamak lazım dedi bana doktorum ama yine de sizi oldukça bilgilendiriyor. Mesela belki de karnınızı şişiriyor diye hiç süt içmiyorsunuz ama mesela fındık size yaramıyor olduğu için karnınızı rahatsız ediyor olabilir.Testten böyle faydalı 1-2 şey kapıp kendinize güzel bir diyet programı yapabilirsiniz. 2. tavsiyem ise psikolojik destek almanız yönünde. Ben artık yeter diyerek bu işe koyuldum ve çok ciddi bir yol katettim, keşke daha önce gitseydim diyorum hatta… Siz de geç olmadan kendinize iyi bir terapist bulun çünkü dediğim gibi ibs ne yazık ki midemizdeki 2. beynimizin yaptığı bir hastalık. Şimdiden geçmiş olsun diyorum.

  4. neytiri says:

    selam. şu an kaç kilosunuz acaba:) twitter da kilo aldığınızdan şikayet etmişsiniz de merak ettim :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑