Elinize Sağlık Arkadaşlar

İnsanın hayatında birçok şey kendisini talihsiz hissetmesine sebep olabilir. Yollanmış ama ulaşmayan bir mektup, yağmur yağınca akan bir çatı, sıcak çay yüzünden günlerce sızlayan bir dil gibi. Artık kader hangi eğlenceyi seçtiyse kendine, ona göre bir veryansınımız var.

Hava durumuna bakıp bu ne şanssızlık diye düşündüğüm şu günlerde yine çevremde aslında kendimi ne kadar şanssız hissettiğimi hatırlatan daha önemli şeyler oluyor.

Hiç çalışmadan çok iş yapıyor gibi olanlar

Bu insanların yeryüzündeki mitolojik canlılar olduklarına inanıyorum. Sadece havalarından geçilmiyor ve tarihe isimleri yazılıyor (ya da en fazla twitter âlemlerine). Masum insanlar çalışıp yollarda gözlerine şemsiye uçları girerek gezerken bunlar sadece ne yaptıklarını söyleyerek para kazanıyorlar. Mitolojideki Zeus’un yerine modayı koyunca hikâye daha bir anlam kazanabilir. Modaya ne kadar yatırım yapılırsa o kadar güzel bir hayatınız olabiliyor. Hikâyeler ne kadar süslenirse insanların daha da bir ilgisi çekiliyor. Nasıl ki mitolojide en güçlü insanı arkasına alanın sırtı yere gelmiyor, aynı moda sektöründe de ne kadar insana gidip öpücükler iltifatlar sunarsanız o kadar konuşuluyorsunuz. Üstelik hiçbir şey yapmanıza gerek yok. Siz nehir kenarında üzüm yerken bir sürü saf insan yapmayıp da yapıyor gibi göründüğünüz olaylardan konuşuyor sonuç olarak. En havalı markalara bakıp onları giyen birisi olmaya çalışmanın bir sonucu bu. Oysaki bu ‘’Dolce Vita’’ nın kaynağını bir araştırsalar işin içinde yan gelip yatmak olmadığını görecekler. En köklü moda evlerinin geçmişinde aslanlar kaplanlar gibi bir çalışma mücadelesi var. Ama bunlara ne gerek var, özellikle Türkiye’de moda söz konusu olunca çok çalışan değil çok konuşan para kazanıyorken neyin mücadelesi verilsin ki partilere koşmak yerine?

Yıllar önce sıkılan annemin resim yapma sevdasına destek olmak amaçlı onunla resim kursuna gitmiştim. Normalde hiç ilgimi çekmeyecek eserleri inceleme fırsatım olmuştu. Önceleri sıkıntıdan başlayan bu süreç sonradan kendimi çok yeteneksiz görmeme sebep oldu. Gördüğüm kadarıyla resim olayı Ortaçağ’da başlayıp kapanmıştı, yani ne yapsam zaten boştu. Resim hocası da bunu anladığından bize daha önce yapılmış resimleri yaparak başlamamızı önerdi ve bunun sonucunda 12 adet Picasso tablom oldu. Hatta bazıları Picasso’nun sinirini bozacak kadar iyiydi. Ben utanmadan bunlardan sergi bile yaptım, hatta bazı Türk ressamların da eserlerini tekrar yaptım. Sergide ben bunları biliyor gibiyim diye gezen insanlar vardı ama bir kişi bile bu Picasso bu Şemsettin Arel demedi. Herkes beni tebrik etti. Kimsenin umurunda olmayan bu olay beni sinirlendirdi ve bir daha resim yapmadım.  İş hayatıma başlayınca başarılı görünen insanların sürekli olarak aşırma işler yaparak ilerlediğini gördüm. Özellikle moda sektörünce bu bir de övünmeler olarak ilerliyordu. Herkes bir şekilde kendinden ve yaptıklarından bahsetmenin derdinde ama kimse bir şey yapmıyor. Koşturmak emek vermek kelimelerinin sözlüklerden bakıp manasını öğreniyorlar, öylesi uzaklar iş yapmaya. En başarılı şeyler hep uyarlama en ünlü isimler hep öğle yemeklerinde.

Sosyal medyanın öne çıkması sonucu bu tip insanların yapar gibi görünüp pedikürcülerde gezdiği işleri daha da bir gözümüze sokulur oldu. Harika defilelerden after party’lere kadar bir sürü fotoğraf görüyoruz ama bir kişi de çıkıp ben bunu görmüştüm demiyor. Bu yüzden Türk moda mitolojisi tıkır tıkır işleyip tarihe birbirinden lüzumsuz izler bırakmaya devam ediyor.

Ben de hiç durur muyum hemen aldım Şemsetin Arel tablomu astım duvarıma. Picasso’ya da yer arıyorum.

Benim masalım da böyle bitiyor.


Tambirleydi hakkında


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑