Vespa: Herkesin Dolce Vitası Kendine

Yıllardır annemi ikna etmeye çalıştığım bir konuydu motor sahibi olmak. Yazları Akyaka’nın bitmek bilmeyen yokuşlarının beni bezdirmesi sebebinden olsa gerek bu işe gönülden bağlıydım. Tabii ki aklımda özellikle İç Anadolu’da apaçilerin öttürerek gezdikleri peugeot motorlar değil son derece ikonikleşmiş Vespa vardı. Normal ehliyetim bile yokken gitip motor ehliyeti alacaktım da sonra bir de motor beğenecektim… böyle giden ”kesin bir motorum olmalı” konulu yıllarım içerisindeydim.

Bir gün arkadaşım Koray Caner’den Vespa günü temalı mail alana kadar beni nelerin beklediğini hiç bilmiyordum. Etkinlik antipatisi olan bir insan olarak buna da ağzımı yüzümü büktüm tabii ki ama bu tanımlandıramadığım Vespa merakım ağır bastı ve gittim. Ben gerçekten insanlar Vespalarıyla gelip hava atacaklar sanarken kendimi Ulus Vespa Academy’de motor testine girerken buldum.

Görüldüğü gibi işin içinde başka cazibe unsurları vardı, başıma geleceklerden habersiz  keklerle pastalarla vakit geçirirken kendimi birden kasklar dizlikler giyerken buldum. Kendimi rezil gibi hissederken benimle beraber aynı şaşkınlığa düşen Koray,Elif ve Kadir’in de daha önce hiç motor deneyimi olmadığını öğrendim ve biraz rahatlama geldi. Ama fındık kadar yani,yine heyecan vardı.

Her yerde olduğu gibi burada da farkımı ortaya koyarak kırmızı motoru ben aldım. Bu fark daha sonra acemiliğimi vurgulamak için çok iyi oldu, baya güzel oldu. Bizi mekanize birlik gibi donatıp ve böyle karşılarına alıp bilgilendirmeye başladılar. Bir şey hakkında ne kazar az şey bilirsem o kadar iyi olan ben öğrendikçe stres olmaya başladım. Çünkü ben bisikletle bile zor dönerim efendim. Bunu hatırladıkca ilk dönüşte kırmızılı düştü diye arkamdan koşacaklarını düşündüm ve bir çok şeyi dinleyemedim.

Buradan da anlaşılacağı gibi püfür püfür gidiyorum. Adeta Portofino’da kahve randevuma yetişiyor gibiyim yani. Öyle bir inandırıcılık. Sonuçta o kadar da kötü değildim, çok da güzel gittim hem de mis gibi gittim…ama ilk sefer de dönebildim mi? tabii ki hayır…Her şey tam da düşündüğüm gibi oldu, vallahi şahane gidiyorum ya diyerek son hız yuvarlağa girip sonrasını çok zor toparladım. Neyse ki en iyi durma kısmını dinlemişim harika durdum yani baya klas bir duruş sergiledim. Sonra hocalardan birisi baktı ki ben her dönüşte bocalıyorum attı beni arkasına kendisiyle biraz döndük, sonra çözdüm olayı. Ama aramızda önceki hayatında kurye olan insanlar vardı, ben yıllar önce Yalova’da bisikletle denize nasıl da uçmuştum tıpkı böyle dönememiştim diye giderken bana tur bindirdiler. Gençlik işte hep böyle.

Bu fotoğrafta da hayatın dolce vitasını bulmuş bir şekilde duruyorum. Yani hayat poz verince güzel diyebiliriz.

Vespa ile ilgili düşüncelerimi özetlemem gerekirse bu gerçekten öyle filmlerdeki gibi hop hemen atlayıp gezelim gibi bir şey değilmiş. Ben zaten İstanbul’da motor kullanmanın çılgınca olduğunu düşünüyorum. Trafik kurallarına uyulan bir yerde gerçekten Vespa ile gezmek isterdim, yani bunu becerebilmek. Kasklar ve korumalıklar benim için çok sıkıntılıydı ben bu işlerin insanı değilmişim. Ama bunun zevkine varabilmek ve dünya güzeli motorlarla gezebilmeyi isterdim.

Belki bir gün ilerde olursa diye küçük maketleriyle bakışıyoruz.

Önce bir döneyim de hayırlısıyla tabi.


Tambirleydi hakkında


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑