Tam Bir Deneme 23/04/2014

Aylar olmuş resmen denemelerimi yazmayalı. Kimsenin canı bir şey okuyup yazmak istemiyor gibi geliyordu bana belki bu yüzden ertelemişimdir. Ama unutmadım, unutmam. Maillerinizi mentionlarınızı aldım ve en sonunda oturup yeni deneme yazımı yazıyorum. Bu arada tabii ki aşırı meraklı bir insan olduğumda bir sürü yeni şey denedim ama o kadar zaman geçti ki aralarından elemek zorunda kaldım. Bana gelen maillerdeki içerikler doğrultusunda seçtim bu seferki ürünlerimi, umarım hayrını görürsünüz.

 

SWIMS  LOAFER

vakkorama

 

Babet ve türevlerine düşman bir insan olduğumdan bu loafer modasıyla hiç ilgilenmemiştim. Hatta arkadaşlarımdan gelen “hangisini alayım” sorularına ne farkeder diye cevap vermişliğim vardır. Geçtiğimiz hafta Vakko bünyesinin en tatlı insanlarından birisi olan Carolin Almozlino “sana sürpriz bir paket geliyor” dediğinde her zamanki gibi çok heyecanlandım. Swims Türkiye’ye ilk kez geliyor ve Vakkorama’larda satılmaya başlanmış. Görünce “sevimsizce hmmm loafer” dedim ve ufaktan incelemeye aldım. Güneşten etkilenmeyen ve yağmurlu havalarda da rahatça giyilen bir ayakkabı olduğu yazmış Carolin notunda. Açıkcası bu bir itiraf olacak ama deneyince sevdim…Kendime yakıştırdım ama çaktırmadım “ya fena değil” dedim…Ayakkabıları giyer giymez uzun yazlık elbiselerle ne kadar iyi duracağını düşündüm. Üst kısmı bez gibi olduğundan hiç sıkıntıya sokacak gibi durmuyor ve gayet hafifler. Bu tip ayakkabıları seven insanlar mutlaka Vakkorama’ya gidip bakmalı. Üstelik 3 farklı modeli ve bol çeşitli renkleri var. Renkleri merak ettiğimden mağazaya gidip inceledim, lacivert ve yeşilimsi sarı bir rengi olanları da beğendim. Yani ben bile bu sabit fikirliliğimle beğendiysem mutlaka denenmesi gerekiyor demektir. Benden söylemesi.

 

TERRY’S CHOCOLATE ORNAGE 

image_5

 

Şuraya artık bikinler karpuzlar koymak istiyorum yeter…Neyse biraz ağzımız tatlansın çünkü bu çikolata çok özel. Bir arkadaşımın yıllardır övmesine rağmen bir türlü denk gelemediğim ve merak ettiğim bir şeydi bu. Geçen gün Kıbrıs’ta bulduğunu söyleyince aklıma orada yaşayan bir arkadaşım geldi. Bakın bir çikolata için nasıl organize olunuyor görün. Kıbrıs’ta yaşayan arkadaşım Burak’a fotolarını yolladım ve anında buldu, şans eseri kendisini ziyerete gelen arkadaşı ile İstanbul’a yolladığı çikolatalar arkadaşının kuryesi ile bana ulaştı. Yani şu operasyonu Terry’s duysa bana ömür boyu bedava çikolata verirdi haksız mıyım…Asıl konuya gelecek olursak bu çikolata gerçekten efsane. Eğer portakallı çikolata seviyorsanız bunu yediğiniz an başka bir portakallı çikolata yemeniz imkansız. Tıpkı bir portakal gibi dilim dilim yenilen bu çikolata akıllara zarar. Yanında benim tercih ettiğim gibi koyu bir espresso içmelisiniz, kesinlikle buna değecek. Fotoğraftaki tabak Habitat bu arada, bazen soran oluyor bunu da eklemiş olayım. Bana bunu Kıbrıs’tan yollayan Burak’a tekrar teşekkür ediyorum.

 

PRIORI FACE&BODY SCRUB 

image_3

 

 

Biraz da güzellik, siz sevgili takipçilerim cildime ne kadar önem verdiğimi biliyorsunuz…Ya gerçekten böyle yazsam çok komik olmaz mıydı. Gerçi bu üslubun da seveni çok bilmez miyim, siz de az köftehor değilsiniz. Neyse şu dünyada en sevmediğim şey yüzüme düzenli bir şey sürmek, asla bunun bir faydasını görmedim. Normalde bir şekilde kendime saf kil bulup kil maskesi yapan bir insandım ama bu İstanbul memleketinde insanlara doğal kil diye martı kakası verdiklerini düşündüğümden arayışımdan vazgeçtim. İnsan bahar aylarında yüzüne bir peeling yapma gereği duyuyor, ben de bunun için biraz araştırma yaptım. Nişantaşı’nda bir eczaneye gittim ve tabii ki bana 500 liralık peeling satmaya çalıştılar. 1-2 Kez kullanacağım içinde yuvarlanmayacağım diyince de bunu önerdiler. Priori ilk kez duyduğum bir marka olduğu için bir eczacı bir de aşırı süslü 2 akadaşıma sorarak aldım. Doğallığı ile övünen bir markaymış kendileri, öyle diyorlar. Kutusu gayet küçük hem vücut hem de yüz için nasıl uygun oluyor anlamadım, hangi vücut için tasarladılar acaba. Sonuç olarak o peeling sonrası bebeksiliği elde ettim, hani yüzünüzü ellemeye doyazmasınız ya, aynısı oldu. Amaç da buydu zaten, kendisinden bana yeni bir cilt vermesini beklemiyordum. Bence hergün kullanılacak bir şey değil zaten yüzünüzü hergün böyle şeylerle  ovmamalısınız. Aslında ayda 1 yüzü banyodayken keselemek lazım (hatır hutur değil tabi ) en güzel şey o. Tam bir nene gibi konuştum umarım gerekli dersi aldınız.

Size zamanında kendim uyguladığım 2 adet özel maskeden bahsetmek istiyorum, bu da bana gelen maillerde sorulanlar arasındaydı. Daha çok ürün tavsiyesi isteniyor ama önce şu doğal olanları deneyin sonra diğerlerine bakarız.

1- Tuhaf sivilceler, alerjik kabartılar ve mevsimsel cilt değişiklikleri için favori maskem: Bal, yoğurt ve 2-3 damla limon. Bunları ufak bir kasede birleştirip yüzünüze sürün. yarım saat dursun sonra temizleyip yatın uyuyun. Maske, bakım gibi şeylerden sonra yatmak güzel bir şey çünkü bedenimizi ve cildimizi yenileyen hormonlar biz uyuduğumuzda çalışıyorlar. Ben bu maskeden sonra krem gibi şeyler sürmüyordum iyice temizliyordum sadece. Zaten cildi kurutmuyor nem veriyor. Düzenli yaparsanız faydasını görebilirsiniz ben bizzat gördüm. Yalnız dikkat edin babanız maskenizi rakı mezesi yapmasın ( bir arkadaşımın başına aynen bu geldi ) Maskenizi buzdolabına koyun ama çok bekletmeyin, max 3 gün yeter sonra yenisini yaparsınız.

2- Ciltteki yanık, sivilce izleri..vb için favori maskem: Ayva çekirdeği jeli. Bu tuhaf karışımların kaynağı tabii ki yüzüne bepanthene dışında krem sürmeyen annem. Kendisi ruj ve oje dışında bütün kozmetiklere düşman olduğundan nerde böyle otsu meyvemsi fikir var bulur. Her neyse bu galiba dünyanın en kolay maskesi çünkü tek yapmanız gereken ayvanın çekirdeklerini çıkarıp 1 bardak suyun içine koymak. 1 Gün sonra o kendiliğinden jel oluyor, başka hiçbir şey yapmaya gerek yok. Bu jeli de max 30 dk yüzünüzde tutmanız yeterli çünkü bu diğeri gibi değil cildiniz baya geriliyor. Bazı ciltler bu maske sonrası nemlendiriciye ihtiyaç duyabilir, ben yine de inat edip sürmüyorum. Yaz tatili dönüşünde bu maske güneşten zarar gören cildinize iyi gelebilir, benden söylemesi.

Burayı kadınlar kulübüne çevirmeden konuyu kapatıyorum, umarım işinize yarar bu maskeler.

 

OPALESCENCE DİŞ MACUNU

image_4

 

Beni hep bu Nişantaşı eczaneleri yaktı…Peeling almaya gittiğim eczanedeki kadın çok coşkulu ve ilgili çıkınca kendisine “bana şu an piyasada olan en iyi diş macununu verin o zaman” gibi aşırı iddialı bir şey söyledim. Sonuç olarak bu 45 liraya satılan Opalescence’i verdi. Ben de olsam öyle yapardım 100 liralık varsa onu da verirdim al sana diye. Kozmetik ürünlerimden daha havalı görünen bu macun için ilk olarak söyleyeceğim şey “ağızda bengay keyfi” olacaktır. Yani resmen sırtımıza boynumuza sürdüğümüz bengay isimli kremi alıp macun yapmışlar diyebilirim, öyle bir tat. İlk gün sabahları midem bulanacak diye korktum ama bu tip macunlara insanın ağzı alışıyor bir süre sonra. Beyazlatma le ilgili pek bir şey söyleyemem ama diş fırçaladıktan sonraki o kayganlık hissi resmen dişlerden gitmiyor. Yani yediğiniz şeylerin dişlerinize işlemediğini farkediyorsunuz. Verdiğim parayı hakediyor kendisini tebrik ederim.

 

KIEHL’S GÖZ KREMİ & CHANEL 575 STARLET 

image_2

 

Bu seferki yazım o kadar uzun olacak ki bu iki minik ürünü ayrı ayrı yazmak istemedim. Göz kremi konusunda bir türlü mutlu olamadım. Göz etrafımdaki özellikle kışın iyice belirginleşen koyu halkalar ve aşırı kuruma gerçekten beni yıldırıyor. Geçen sene Anneyake isimli bir krem kullanmıştım ve koyu halkada pek işe yaramasa da kuruluğa baya iyi gelmişti. Ama aynı kozmetik ürünü üst üste kullanmamalısın kuralı yüzünden kendisini tekrar alamadım. YSL’nin bir kremini aldım ama gerçekten hiç işe yaramadı Anneyake’den sonra. Geçen gün Twitter’e bu konuda isyan edince bir sürü öneri geldi, aralarından en doğalı bu diye Kiehl’s'i seçtim. Avokadolu krem gerçekten yoğun ve etkili gibi duruyor, bakalım bu nasıl sonuçlanacak. Yine de çok ümitli değilim ve yarın bir dermotoloğa gideceğim. Belki başka çözümleri vardır, kısmet artık.

Chanel oje konusunda kesat bir ay yaşıyorum. İstediğim ojelerin çok azını bulabildim, bu da yeni bir renk. Bu yaz için bulmam gereken 3 renk daha var, o ojeler bulunacak. Elbet biriniz yurtdışına gideceksiniz, evet size diyorum bunu okuyan arkadaşlarım…Pasaportunun süresi geçmiş ve yeniletmeye üşenen birisi olarak ben galiba bir süre daha avrupa yüzü göremeyeceğim…Neyse ojeden nereye geldik, bu renk gerçek bir tontiş bence. Bir arkadaşım biraz nene rengi dedi ama olsun sonuçta yazın ben de tıpkı neneler gibi sedirime yatıp kalıyorum öyle. Yani bu oje için doğru insanım.

 

YALNIZ SENİ ARIYORUM- ORHAN VELİ 

 

Processed with VSCOcam with 5 preset

 

 

“Beni bir daha arama Orhan”

Eğer Orhan Veli bizim zamanımızda genç olsaydı büyük ihtimalle alacağı cevap bu olurdu. Orhan Veli’nin zamanında delicesine aşık olduğu Nahit Hanım’a yazdığı mektupları toplayan bu kitap son zamanlarımın gözdesi. Öncelikle mektuplar olduğundan bir oturuşta okunan bir şey değil, bunu belirteyim. Yani bence öyle okunmamalı, günde 3-4 mektup yetiyor. Bu kitabın bir de farklı bir versiyonu var o daha büyük ansiklopedi gibi, içinde Orhan Veli’nin arap alfabesiyle yazdığı mektuplarının orijinal fotoları da var. Bunu okumak daha kolay ama, o biraz daha alıp arşivlenecek cinsten. Kitaba gelirsek, insan gerçekten Orhan Veli’ye üzülüyor. Yani bence Nahit Hanım onu pek sallamıyormuş, adamın mektuplarından isyan akıyor. Adamcağıza bir tatlı sözü çok görmüş Nahit. Okudukça kendimi Nahit gibi hissetmeye başladım, galiba nemrutluğumuz biraz benziyor. O zamanlarda yaşayıp Orhan Veli’ye bak o kadın seni pek sevmiyor onun gözü Sabahattin Ali’de demek isterdim.  Mektup okumayı seven herkesin seveceği bir kitap, kesinlikle tavsiye ediyorum.

 


Tambirleydi hakkında


2 Responses to Tam Bir Deneme 23/04/2014

  1. Nutellalı Kek says:

    Gözaltı sorunundan ben de muzdaribim karşim.Sen bir dermataloğa git gel,bize de söyle nedir bunun çaresi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑