Tam Bir Deneme 04/07/2015

Şimdi size ne desem bilemiyorum… Çok uzun süredir deneme yazısı yazmıyorum ve haklı olarak kapıma dayandınız. Gerçi koskoca leydiyim ne zaman istersem o zaman yazarım diyebilirim ama görüyorsunuz demiyorum. Yine de çok şımarmayın her an diyebilirim. Neyse en azından beklediğinize değdi, gayet uzun ve çok ürünlü bir deneme yazısı sizi bekliyor. Tatil öncesi yazdığım için ve yaz geldiği için genelde yine kremler ön planda, artık bol bol yağlanıp beni hatırlarsınız…

NIKA ŞAMPUAN

Processed with VSCOcam with f2 preset

Hiç şampuansız bir deneme yazısı olur mu… Tabii ki bu uzunca süre içerisinde kabarık saçlarımı yola getirmek için bir şeyler denedim. Bana Aveda verip mutlu eden kuaförüm Ertan Altun bu sefer de daha önce hiç duymadığım bu Nika’nın ürünlerini verdi. Ama öyle böyle değil, övmekten bitiremedi verirken. Ertan hiçbir şeyi beğenmez bunu böylesi övüyorsa bir bildiği vardır diyip aldım. Bu şampuanın şöyle bir özelliği var adeta kabarık saçlara son vereceğiz diye üretilmiş. Yani benim baktığım kataloğunda zaten çok fazla çeşit yoktu, en sonunda bir firma bize de odaklanmış dedim, sevindim. Bu seri şampuandan ziyade bir kür gibi, en az 3 hafta kullanmak gerekiyor sonuç için. Bugüne kadar gördüğüm en hızlı sonuçla karşılaştım diyebilirim. Saçımdaki o pişmaniyemsi tüy tüylük anında kayboldu. İstanbulda nereye kıvrılacağını şaşırıp sağa sola serseri mayın gibi giden saçlarımı askeri nizama soktu resmen. Tabi saç kremini ve durulanmayan bakımını da kullanmak lazım. Kokusu gerçekten inanılmaz, ayrıca daha yıkarken saçınız yumuşacık oluyor. Gelelim beni şaşırtan ve beğenmediğim olaya… Şampuan çok başarılı ama saçınızı 2. gün çok ağırlaştırıyor. Benim saçım 10 gün yıkamasam ağırlaşmaz bir şeyler sürmeden yağlandığına şahit olmuşluğum yoktur ama Nika sonrası 2. gün beni rahatsız edecek kadar ağırlaştı. Gerçi düz fön çektirdiğimde böyle bir şey olmadı, sanıyorum saçı ellemekle ilgili bir şey bu. Düz fönlüyken zaten efendi efemdi durduğundan saçımla pek ilgilenmiyorum ama dalgalıyken elim saçıma daha çok gidiyor. Yine de normalde de dalgalı kullanırken bu kadar çabuk ağırlaşmaz, şampuandan dolayı olduğu kesin. Zaten denemek için tekrar Aveda kullandım, hemen farkı gördüm. Nika saçı inanılmaz parlatıp resmen nizama sokuyor, eğer saçınızla çok fazla uğraşmıyorsanız ve kabarıklığından tüy tüy olmasından şikayetçiyseniz mutlaka denemelisiniz.

DIOR HYDRA LIFE 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Dior Hydra Life serisinden daha önceki denemelerimde bahsetmiştim, hatta Akyaka’da yazdığım deneme yazılarımda vardır kendileri. Bu seride ultra hafif bir nemlendirici ve serum var. Arcon Kozmetik’ten Dilara Müftüoğlu’na şöyle hafif bir şeylere ihtiyacım var dedim bana bunları yolladı. Ondan iyi bilecek değiliz herhalde? Kremin genel etkisinin “ilk yaşlanma belirtilerine karşı” olması biraz kalbimi kırdı ama Dilara, haberin olsun… Gerçi “30 yaşını geçtin ya ne vereyim sana” dediğini duyar gibiyim. Sonuç olarak önceden denediğim serinin bu yeni iki ürünü denerken içim çok rahattı. Serum özellikle inanılmaz, sabah bebeksi bebek şeklinde kalmanıza neden oluyor. Ayrıca bu kadar hafif bir şey nasıl böylesi nemlendiriyor çözemedim. Yazın özellikle kışa göre daha çok nemlendiriciye ihtiyacım oluyor ve bu seri beni oldukça memnun ediyor. Sürekli kullanmıyorum tabii ki, özellikle en kuru hissettiğim zamanlarda kullanıyorum, zaten uzun süreli kullanınca cildim pek mutlu olmuyor. Bu cilde bir şey beğendirmek çok zor inanın, benden bile daha leydi, hiçbir şeyi kabul etmiyor… Sonuçta hafif bir nemlendirme arıyorsanız ve yaşınız benim gibi 30′u geçtiyse deneyip memnun olma ihtimaliniz yüksek.

PALMER’S VÜCUT KREMİ 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Oooh gelsin kremler… Vücut kremi konusundaki çılgınlığımı bilmeyen kalmamıştır artık. Bu kremi yıllardır Macrocenter’da görüp hiç yüz vermemiştim, ta ki geçtiğimiz aya kadar. Buram buram çikolata kokan bir krem olduğu için kendisine şans tanımasam da beni çok şaşırttı. İşin tuhaf kısmı koku baya yoğun olmasına rağmen insanı bir süre sonra baymıyor. Beni böyle şeyler hemen rahatsız eder çünkü. Geçen gün odamda kremlendikten sonra kendi odasından bana “çikolata mı yiyorsun” diye soran Güray’ın krem olduğunu duyduğundaki hüsranı eminim size kokuyu anlatabilmiştir. Kremin yoğunluğu tam ideal, her krem böyle olmalı bence. Üstelik kullanım kolaylığı da cabası, yaşasın pompalı kremler. Akyaka’ya da götüreceğim kendisinden 1 tane, kesin 1 ayda bitecek ama olsun, yazın ne sürsem yetmiyor bir de üstüne bunu sürerim işte. Eğer kuru ciltten bıktıysanız bunu denemenizi öneririm, mis gibi kokmanız da cabası.

DIOR BRONZE 

Processed with VSCOcam with f2 preset

İşte denemelerimin, özellikle yaz başlarken aldıklarımın gediklisi… Dior Bronze After Sun, gerek kokusu gerek cildi ipeksi ve parlak yapışı ile benim her daim favorim, biliyorsunuz. Hatta bitmiş olmasına rağmen alıp İstanbul’a getirip arada kokluyorum yaz günlerimi hatırlatsın diye. Bu kadar çok sevdiğim ve etkisini beğendiğim için bu sene yüz koruması alırken de Dior Bronze serisini tercih ettim. Yüzümün bronzlaşmasını çok seviyorum bu yüzden koruma faktörlü kremleri genelde başlarda kullanıp sonra bir kenara bırakıyorum bu yüzden ne kadar minik olsalar o kadar iyi. Bu arada yüz için kullandığım koruma faktörlü kremleri mutlaka  dirseklerime, dizlerime ve ayaklarıma da sürerim. Çünkü bu bölgeler de ilk yanan ve çok acıyan yerlerdendir. Dior sadece koruma sağlamıyor aynı zamanda bakım da yapıyor ve bronzluğun kalıcı olmasını da sağlıyor. Eğer cildiniz çok hassassa ve kızaran bir yapısı varsa bu tip ürünler yerine 50 faktör ve bronzluk koruyucu değil engelleyici kremlerle tatilinize başlamalısınız. Geçen sene bir de yağsız güneşlenmeyi keşfettim, tabi öyle saatlerce yatmıyorum güneşe ama özellikle yanmak için hiçbir şey kullanmadım, böylelikle daha uzun süre bronz kaldım. Aklınızda bulunsun ama dediğim gibi, güneşin zararlı ışınlarına ve saatlere dikkat etmeyi unutmayın.

DIOR, MAVALA, SHISEIDO, L’OCCITANE

Processed with VSCOcam with f2 preset

Christian Dior dedem olsa bu kadar ürününü paylaşmazdım… Tamamen tesadüfi denk geldi, her şey birikince. Demek ki genel olarak Dior tercih ediyorum, rahat bir genelleme yapabilirim. Bu arada ojelerine de delice bağlandım ama çok uzayacak yazı diye yeni aldıklarımı paylaşmadım.  Her neyse, bir önceki denemeler yazımda bahsettiğim Dior rimel ( al işte bir tane daha ) gözümden ısrarla çıkmayınca acaba dedim bendeki dandik göz suyu mu çıkarmıyor. Laflara bak yalnız, göz suyu… Bu kadar alakasızım işte. Her neyse, gittim sordum, mağazadaki kadın bana Dior’un kendi çıkarıcısı harika onu denemelisiniz dedi, gerçekten de inanamadım. Hem yağlı yağlı kalmıyor hem de gayet başarılı bir şekilde çıkarıyor. Ayda yılda bir rimel sürdüğümden bana bu 5 yıl falan gider gibime geliyor ama siz süslülere ne kada gider bilmiyorum. Yine de gayet büyük bence, gözünüz doysun…

Mavala Double Lash Kirpik Besleyici, kaşımı alan kadının bana bayadır tavsiye ettiği bir şeydi. Sebebi ise kaşlarımı yoluyor olmam… Daha doğrusu elim sürekli kaşıma gidiyor ve nedense elimle düzeltme ihtiyacı duyuyorum, bu arada mutlaka kopuyorlar. Zaten sık kaşlı olmadığımdan arada boşluklar oluyor doğal olarak. Bu hem kirpik hem de kaşlar için bir besleyici serum, normalde gece yatarken sürülüyor. Ben dışarı çıkmadan sürüyorum çünkü fırçası sayesinde kaşları düzeltiyor ve sabitliyor. Yani sabitleyici kullanmanıza gerek kalmıyor böylelikle… Nasıl yöntem ama ? Sizler için çalışıyorum görüyorsunuz. Eğer kaşım kirpiğim çok dökülüyor diyorsanız alabilirsiniz, ben henüz etkisini görecek kadar çok kullanmadım ama yine de dediğim gibi sabitlediği için seviyorum.

Shiseido GSC Sun Protection Eye Cream SPF 25 … Kremin şu minicik boyuna bak bir de şu isme, yaz yaz bitmiyor. Gözlerimin altından yana dertli olduğumu bilirsiniz, bu genetik duruma bir süredir kalıcı çözüm bulma yolunda adım attım ama bu uzun bir süreç olduğundan tüm seanslarım bitince size detaylıca yazacağım. Şimdi gelelim bu göz kremine, ben dediğim gibi zaten kahve tonlarındaki göz altlarım yüzünden bronzlaşırken iyice kararmasınlar diye göz altım için özel krem kullanıyorum. Aslında son derece pratik ve başarılı olan Lancaster’in roll-on şeklindeki göz koruyucularından alıyordum ama bu sene bu şahane ürünü çıkarmamışlar. Gerçekten benim için çok üzücü oldu bu yüzden Shiseido aldım. Bu krem normal göz kremi gibi yalnız, hani pratik değil. Denizden çıktıktan sonra falan tekrar parmaka sür pıt pıt pıt yap… Bunlarla uğraştıracak beni. Oysa yap şunu lipstick gibi pratik işte, sürelim geçsin her şeyi de ben mi öğreteceğim bunlara? Neyse Shiseido sevdiğim ve yıllarca kremlerini ( özellikle after sun’ı çok iyidir ) kullandığım bir marka olduğundan eminim bu göz kremi de başarılıdır. Eğer sizin de gözlerinizin altı koyuysa yüzünüz yanarken oraların da yandığını ve daha da koyulaştığını unutmayın ve mutlaka koruyucu sürün.

L’occitane Ayak Kremi de meşhur ideal ayak kremi aramalarım sırasında karşıma çıktı. Daha önce yine buradan başka bir ayak kremini alıp hiç sevmemiştim. Zaten en sinir olduğum şey ayak kremlerinin lavantalı olması. Kim koydu bu kuralı allah aşkına? Takmışsınız bir lavantaya… Kabak çiçeği dolması gibi popülerliğini yitiremedi gitti. Neyse, bu krem bademli ve gerçekten kıvamı çok güzel. Fakat neden bu kadar minnak anlamadım… Bebek ayağı için mi bu diye sordum kadın gayet ciddi yoo normal ayak dedi. Yaklaşık 1.5-2 ayda bitiyor yani, böylesi saçma. Hele yazın hiç düşünemiyorum herhalde 15 günde biter bu. Yine de daha önce denemelerimde yazdığım ve Rossmann’dan aldığım ayak yağı kadar iyi değil bu yüzden Akyaka’ya onun asistanı olarak gelecek bu ufaklık. Umarım bir gün L’occiatane yaptığı hatayı anlar da o çirkin lavantalı kremini kolum kadar yapacağına şu güzel kremine biraz boy verir.

AVEDA, IT’S A 10 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Yine döndük saçlara… Yazın denizden çıktıktan sonra saçım karman çorman olmasa da tuzlu suyun verdiği gazla Medusa’nin yılanlarına dönüyor. Bazen dalgalarına şaşırıyorum hani, bu ne coşkuymuş, bu benim saçım mı şimdi diye şaşıp kaldığım çok oluyor. Daha önceki deneme yazılarımda it’s a 10′den bahsettim mi hatırlamıyorum. Bahsetmediysem bana yazıklar olsun ve sizlerden özür dilerim… Hatırlamadığımdan ve tüm yazılarıma bakmaya üşendiğimden tekrar yazayım dedim. Bu ürünle yaklaşık 3 sene önce tanıştım ve kendisinin müptelasıyım. Kışın pek kullandığım söylenemez çünkü bana göre tam yaz ürünü bu. Denizden çıktıktan sonra en karman çorman saçı bile açabilir ve gerçekten saça güzel bir parlaklık veriyor. Şahane kokusu da cabası. Gelelim asıl soruna, her güzel şey gibi bu da ülkemizde yok. Yıllardır bekliyorum belki birileri şu ürünün popülerliğini ve şahaneliğini anlayıp getirtir diye ama yok… Amerika’da satılıyor ve orada kapış kapış gidiyor. Tabii ki bir sürü saç ürünü ve şampuanları var ama ben bu serinin hastasıyım. Amerika’ya giden tanıdıklarınıza bol bol sipariş verin. Eğer birgün şaşıp düşüp ülkemize gelirse leydimiz demişti dersiniz…

Aveda Sun Care bir süredir dikkatimi çeken ama neyse o da eksik kalsın dediğim bir şeydi. Yazın saçım için kullandığım çok şey var ama direkt yaz için üretilmiş durulanmayan bakım ürünüm yoktu, bu yüzden bu sene alayım da rahatlıyım dedim. Turuncu kabının bu alış sürecimde ciddi etkisi oldu, turuncu ve sarı kaplı cilt ürünlerine ekstra ilgim var çünkü. Henüz kullanmadığımdan bir şey söyleyemem ama kuaförüm Ertan Altun’a ve yaptığım araştırmalara göre çok başarılı bir ürünmüş. Bende bu sun care serisinin maskesi vardı ve baya güzeldi, geçen yaz kullanmıştım. Aveda doğallığı ve temiz saf içeriği ile ünlü bir marka, bu yüzden güvenim tam, beğeneceğime eminim.

NARCISO EU DE TOILETTE 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Narciso da daha önce denemelerde bahsettiğim bir parfüm. Son çıkardığı parfümü aşırı beğendiğimden bunu da almak istedim, çünkü daha yazlık ve daha hafif diye çıktı diye biliyorum. Bana daha hafif gelmedi ama yine de sevdim. İçinde Bulgar Gülü, Şakayık gibi bitkiler var ve ben şunu anladım ki içinde Şakayık olan parfümleri seviyorum. Yazın çok fazla parfüm kullanmıyorum bu yüzden çok ağır veya hafif olması farketmiyor. Her yazın ayrı parfümü olması gerekiyor gibi geliyor bana çünkü tıpkı yukarda bahsettiğim gibi kışın onu koklayınca tatlı yaz günlerini, flörtleri falan hatırlamak çok şahane bir şey. Her yazın şarkısı varsa parfümü de olmalı sonuçta. Eğer Narciso seviyorsanız belki bu parfüm de sizin yaz parfümünüz olabilir.

GRAND HYATT İSTANBUL 

IMG_3589

Özellikle Instagram takipçilerim otel hayatını ne kadar çok sevdiğimi iyi bilir. Hayatımın sonuna kadar otelde yaşayabilirim… Ailemin 10 yıl Akyaka’da otel işlettiği senelerde benden mutlusu yoktu, onun da etkisi var sanırım bu sevgimde.  Şansıma sonra yaptığım işlerde de hep otellerle iç içe oldum. Yazarlık yapmaya başladıktan sonra eskisi kadar gezmediğimden otellerde kalmayı çok özlüyorum bu yüzden sık sık İstanbul içinde gidip otellerde kalıyorum. Bunlardan en çok mutlu olduklarımdan birisi de Grand Hyatt… Evime yakın olmasının da bunda etkisi büyük ama ne zaman oraya gittiğimde fotoğraf paylaşsam bana soru geliyor, bu yüzden burada da anlatmak istedim. Otelde her şey çok lezzetli ve sistematik, en ufak bir aksaklık ile karşılaşmıyorsunuz. Odalarında garip garip alakasız şeyler yok, rahat bir yatak ve genelde iş için kalanlar olduğu için buna yönelik ekipmanlar var. Ne zaman gitsem tek Türk ben oluyorum, genelde bu güzelim otelin keyfini yabancılar çıkarıyor. Otelle ilgili en güzel şeylerden birisi açık havuzu… İnsan Taksim’in ortasında bu nasıl bir ortam diye şaşırıyor çünkü bırak Taksim’i, İstanbul’da bile değilmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Çok güzel tasarlanmış bir havuz çevresi var yani, yazın İstanbul’dan bunalıp kaçmak isterseniz çok uzaklara gitmenize gerek kalmayabilir burası sayesinde.  Gelelim en önemli şeylerden birisi olan yemeklere… Çoğu büyük otelde olduğu gibi hep aynı tarz ve şeyler bekliyorsanız çok beklersiniz. Yemekler itina ile seçilip yapılıyor hatta ünlü şefleriyle yarışmalar bile düzenleniyor. Tatlılar ise gerçekten inanılmaz, kilonuza dikkat ediyorsanız yandınız yani. Gerçi yazın da rejim mi yapılırmış ya, yiyin gitsin. Bir hafta sonu havuza gidip sonrasında spada masaj yaptırın, üstüne de güzel bir tatlı yiyin derim ben. Yurtdışından gelen konuklarınız için de gayet ideal bir yer ayrıca gerek konum gerek işletmecilik olsun. Bu arada Ataköy’de açılan Hyatt Regency’de de kaldım orası da çok güzel. Maçka’daki Part Hyatt ise markajımda, Akyaka dönüşü onu da listeye ekleyeceğim. Grand Hyatt ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz: Grand Hyatt İstanbul

MUALLA’YA SOR 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Tatilde sürdüğünüz krem, yediğiniz tatlı kadar okuduğunuz kitaplar da önemli tabi. Bence yazlık kitaplar küçük olmalı, avuca sığmayan veya dev kitaplarla olmuyor bu işler. Harry Potter serisini üzülerek bitirdiğimi biliyorsunuz… Aslında gönül isterdi ki Akyaka’da da okunacak 1-2 tanesi kalsın ama tüm seriyi 3 ayda bitirdim. Rowling’in diğer kitaplarını da aldım ama zaten hepsini toplasan kuş kadarlar. Akyaka’ya pek kitap götürmüyorum çünkü orada çok güzel bir kütüphane var, alıp alıp okuyorum ve geri götürüyorum. Bazen buradan da kütüphane için kitap götürdüğüm oluyor.

Pinkfreud’un son kitabı Mualla’ya Sor tam olarak bir plaj kitabı. Diğer kitapları hiç benim tarzım değil, doğruya doğru, kendisi de bunu iyi bilir zaten. Dünyanın en egosuz insan olduğundan O’na böyle şeyler söylemek hiç bir zaman sorun değildir. Zaten kendisini sevme sebeplerimden birisi de budur. Neyse, bu kitap beni gerçekten çok eğlendiriyor. Pelin’e gelen saçmasapan sorulardan ziyade cevaplara daha çok gülüyorum. Densizlik, manyaklık, sapıklık ne ararsan var, üstelik görebileceğiniz en dürüst cevaplarla. Bazen okuduğunuz kitap sizi bilgilendirmez sadece eğlendirir, buna da gerek vardır emin olun. Bence bu kitabın devamı da gelir çünkü ülkede manyaktan bol şey yok…

Herkese bol kremli, mis kokulu ve flörtlü tatiller diliyorum.

 

 

 


Tambirleydi hakkında


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑