Tam Bir Deneme 04/04/2015

Evet biliyorum bu kadarı da fazla… Sizi ne kadar beklettiğimin farkındayım ama siz de görüyorsunuz ki ömrüm yazmakla geçiyor.  GQ İşlerim haricinde bir de Ht Hayat’ın sitesinde yazmaya başladım, sürekli yazıyorum ve bunlara vakit bulamıyorum. Bunun haricinde ayrıca deneme yazım da oldu tabii, okumuşsunuzdur umarım Alve yazımı. Neyse aradan bu kadar zaman geçince neyi denedim onu bile unuttum. Bir sürü şey vardı ama elemek zorunda kaldım çünkü bu yazı hayatta bitmezdi hepsini yazsam. O zaman  hepinizi tontiş yazıma alayım şöyle:

MAKYAJ İŞLERİ

image1-2

Ne meraklısınız şunlara… 2 sorudan birisi makyaj sorusu ben Youtube Vlogger’i miyim neden bana soruyorsunuz anlamıyorum. Makyaj malzemelerimi bile kendim almıyorum hiçbir şeyden anladığım yok. Yaz gelse de yüzüme suyu çarpıp çıksam evden diye hayal kuruyorum siz bana fondöten soruyorsunuz… Her neyse siz meraklı tazelere şöyle gene bir görsel sunayım dedim, belki bu biraz sizi mutlu eder. Eminim yetmeyecek ve bana bambaşka şeyler soracaksınız ama üzgünüm, elinizdekilerle yetinin… Öyle sürmeli, uygulamalı şeyleri benden beklememeniz gerektiğini biliyorsunuzdur zaten diye naçizane denemelerime başlıyorum:

Dior New Look Maskara

Maskara lafı bana çok vintage geliyor nedense… Yani maskarayı annelerimiz kullanıyor rimeli de biz gibi. Neyse fotoğrafın sol üstünde gördüğünüz rimel benim ilk rimelim, evet şu 31 yaşıma kadar hiç rimelim olmamıştı çünkü bence çok saçma bir şey kimse kusura bakmasın. Arcon Kozmetik’den Dilara Müftüoğlu “artık bir rimelin olmalı” diyip bana bu yeni Dior’u yolladı sağolsun. Benim çok abartılı bir etki istemeyeceğimi bildiğinden bunu seçmiş, sadece kirpiklerinizi koyulaştırıp biraz belirginleştiriyor. Benim açımdan çok ideal yani. Ayrıca rimele hiç alışkın olmayan birisi için gözümde hiç ağırlık veya rahatsızlık hissi bırakmıyor. Suya dayanıklı gibi bir ibaresi yok fakat benim gözümden rimel asla çıkmaz. Ne kadar silersem sileyim 3 gün sonra bile yüzümü yıkayınca akıyorlar gerçekten inanamıyorum. Doğuştan su geçirmez kirpiklerim var. Silmesi uğraşması çok dert yani ama şu kışın rengi kaçan yüzüme iyi geldi diyebilirim bu yüzden arada sürüyorum.

Burberry gözaltı kapatıcısını daha önce yazmamışım kendime hayret ettim. Arada başkalarını kullansam da 3 yıldır en favori ürünüm bu, ayrıca en çok tükettiğim de. Korkunç gözaltlarım yüzünden özellikle kışın bu olmadan gezemiyorum. Hatta Güray bile bunu kullanıyor çünkü genetik. Bu işe estetiksel kalıcı çözümler arıyoruz bakalım, yaptırırsak bunu da yazarım. Neyse Burberry make up Türkiye’de sadece İstinye Park Boyner’de satılıyor. Boşuna dükkan dükkan gezmeyin, bulamazsınız hani. Hatta bundan da vazgeçip Türkiye pazarından çekilecekler diye endişe etmiyor değilim. Kapatıcı özelliğini çok başarılı buluyorum ben, dokusu da mükemmel. Bugüne kadar denediğim tüm kapatıcılara göre daha doğal bir görünümü var. Yalnız sadece tek bir iş yapıyor o da kapatma, yani öyle pek aydınlık vermiyor. Genelde bilirim, siz böyle tek etkiyle yetinmezsiniz, ah siz yok musunuz siz… Bu yüzden belirtmek istedim zaten, eğer gözlerimin altında öyle çok fazla bir sıkıntı yok, sadece aydınlık istiyorum derseniz bu size göre değil. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim YSL size daha uygun olabilir. Hatta bazen hem uykusuzluk hem de genetik kodlarım birleşince tek başına bu yeterli olmuyor ve üstüne YSL takviyesi yapıp biraz daha açık görünmeye çalışıyorum. Ama gerçekten bıktım, gözüme bir şeyler sürmekten nefret ediyorum. Zaten ne sürersem süreyim, ne kadar iyi olursa olsun akşama doğru bir şey kalmıyor çünkü habire gözümü ovuşturup elleyen bir insanım. Bu yüzden göz makyajı yapınca elimi kolumu kontrol etmeye çalışmaktan sinirlerim bozuluyor. Sonuç olarak Burberry kapatıcım ile aramızdaki aşk-nefret ilişkisi böyle.

Nars tombik dudak kalemini geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Nars’a uğrayınca gördüm. Yeni çıkmış yok satıyormuş. Benim dikkatimi çeken şeyi popüler oluşu değil ismiydi. Bu aldığım kalemin renginin adı “sex machine” malum bilen bilir Nars’ın bu iddialı ürün isimleri meşhurdur. Bugüne kadar makyaj malzemelerimin neredeyse %80′ini alan yakın arkadaşım bana 2 yıl önce Nars’ın orgasm isimli allığını almıştı, kışın yüzünün rengi kaçıyor al şunu sür diye. O zamandan biliyorum Nars’ı ve tuhaf isimlerini. Her neyse, bunun nesi sex machine diye merak ettim ve kalemi aldım. Evet, rujları asla denemem, sadece elime sürerim bu konuda ciddi bir paranoyaklığım var. İstedikleri kadar dezenfekte etsinler, yine de o kullanılan şeyi dudağıma sürmek istemiyorum. Zaten sürekli ruj almadığımdan benim için çok masraflı bir risk olmuyor. Bu kalemi de aldıktan sonra orada sürdüm, çok beğendim. Hiç de sex machine değili gayet doğal bir görüntüsü var. Belki de “doğallık seksidir” demek istiyor olabilirler, haklılar ama makyaj markasından böyle bir alt metin beklemiyorum hiç… Yine konudan saptım tamam, aşırı kolay sürülüyor ve zaten kalem gibi olduğundan dudak kalemine ihtiyacınız yok. Bir sürü rengi var, özellikle kırmızı ruj süremeyen varsa bunlardan alabilir çünkü dediğim gibi aşırı kolay sürülüyor . Normal makyaj kalemlerinden daha kalın olduğundan yanında bir de büyük kalemtraş sattılar tabii ki bana. Kadın olmanın masrafı bitmiyor, bitmiyor…

MAC deryasına dalacak olursak… Fotodaki tüm Mac ürünlerini Makyaj sanatçısı arkadaşım Melis İlkkılıç seçti. Eyeliner hariç ( dudak kaleminin üstündeki ) onu nasıl olduysa kendim almıştım kolay sürülüyor diye. Zaten senede 3 kez falan sürüyorum onda da işime yarıyor. Gerçi Melis’in pek tercih etmeyeceği bir tipmiş bu, bana aldırmamaya çalıştı ama başka şeylerle uğraşamayacağımı bildiğinden pes etti. Fırça gibi ucu var ve bence pratik. Melis o kadar yoğun bir insan ki yılda 2 kez falan bir araya gelebiliyoruz bu yüzden görüştüğümüzde mutlaka sayesinde kendimi bir Mac mağazasında buluyorum. Çok uzun zamandır hiç ruj kullanmadığım ve sadece Boldly Bare dudak kalemi kullandığımı bildiği için bana başka bir kalem aldı, fotoda gördüğünüz kalem bence dünyanın en iyi dudak kalemi rengi, ismi “Dervish”. Sanki dudağımla aynı renkte gibi ama sürünce de bir tık daha koyu gibi, inanılmaz doğal duruyor. Bundan sonra Boldly Bare falan anlamam, Dervish direkt favorim valla. Yukarda bahsettiğim yegane allığım Nars Orgasm bitmeye yüz tuttuğundan yeni bir allık seçti Melis bana, bu allığın ismini unuttum… Şimdi kim yerinden kalkıp odaya gidip çekmeceyi açıp o allığın ismine bakacak? Öfff leydi miyim köle miyim belli değil neyse durun gidiyorum…. Allığın ismi Dainty imiş, yani orgasm ile karşılaştırınca isim olarak çok saf, adeta bir köylü kızı Heidi’nin kankisi Clara gibi kalıyor. Tabi allık alınca fırça da almak lazım, ya bu fırçalara neden meraklı insanlar? Allahın fırçasına bir sürü para veriyormuşsunuz fiyatlarını görünce inanamadım. Yani mesleği makyaj olmayan bir insanın 5-6 tane fırçasının olması aşırı saçma geliyor kimse kusura bakmasın. Mahvettiniz o güzelim cildinizi benden söylemesi… İzliyorsunuz o videoları, siz izledikçe de çoğalıyorlar. Sonra 30 yaşında aşure gibi cildiniz olunca gelip bana ağlamayın. Mesleği makyaj ustalığı olmayan insanların videolarından size hayır gelmez, benden uyarması. Her neyse fırçanın numarası 116, olayı ne hiç bilmiyorum ama. Melis al dedi aldım, hiçbir yere de sığmıyor kocaman fırça.

Bana makyaj malzemelerimden fenalık geldi, size gelmedi biliyorum bayılıyorsunuz ama gördüğünüz gibi sadece ihtiyacım olduğu için kullanıyorum. Cildinizde sorun yoksa güzelleşmek için bu tip şeylere ihtiyacınız yoktur. Yani, her gün yüzünüze lüzumsuz bir şeyler sürmeyin derim ben. Mesela görüyorum mis gibi cildi var fondötensiz gezmiyor gencecik kızlar… Özel gecelerinize, davetlerinize saklayın öyle şeyleri. Bu cilt size daha çok lazım olacak, bakın burda beni nene gibi konuşturdunuz birazdan takma dişlerimi suyun içine koyacağım. Şimdilik bu kadar öğüt yeter.

DIOR 775 STAR- 988 DIORETTE

image2

Neredeyse şu son 2 aydır bu iki ojeyi sürüyorum diyebilirim, hatta bu aşamada sadece 1 adet yeni Chanel oje aldım ama hiç sürmedim bile… İçimdeki Chanel oje bağımlılığının bu kadar gevşemesinin sebebi kesinlikle Dior ojelerin şahane fırçası. O kadar kolay sürülüyor ki her Dior sonrası Chanel sürdüğümde sinir krizi geçiriyorum. Bu iki renk aslında Dior’un 2015 kış renklerindendi yani bahar ve yaz renkleri büyük ihtimalle önümüzdeki ay çıkar. Açıkcası hala Chanel serilerini takip etsem de Dior da yeni çıkarınca alıyorum, sanırım bir süre sonra yarışacaklar miktar olarak. Bu iki renk de gerçekten çok güzel ve capcanlılar, en çok Diorette favorim oldu. Son zamanlarda çok fazla oje de sürmüyorum aslında, şu üstümdeki kış rehavetini atmamın zamanı gelmiş olabilir…

BIODERMA SENSIBIO LIGHT YÜZ VE GÖZ KREMİ 

image3

Dermatologların en sevdiği markaya geldik, Bioderma… Geçtiğimiz aylarda bir dermatolog ziyaretim olmuştu, doğal olarak ellerimde bunlarla eve döndüm. Cildim aşırı alerjik ve hassas olduğu için doktor bunları verdi. Göz çevrem için kremlerden çok bir şey bekleme, koyuluk için mezoterapi yaptır diye de tavsiye verdi. Yani durumum bu kadar vahim, illa ki bir operasyon gerekiyor. Yukardaki yazıda da bahsettiğim gibi koyu halkalarımız genetik olduğundan bu işe Güray ile girişeceğiz. Doktorun bile bu tavsiyeyi vermesi sonrası bu kaçınılmaz oldu yani. Her neyse bir önceki deneme yazımda Heliocare yüz kreminden bahsetmiştim, o güneş kremi olduğu için akşam veya evdeyken onu sürmemem gerekiyormuş, bu yüzden nemlendirici olarak da aynı serinin kremini verdi doktor. Bana yetiyor açıkcası, göz kremi hani süper nemlendirmiyor ama ne yapayım? Beni de allah böyle yaratmış… Bu tip şeyleri doktora gitmeden almamanız gerektiğini artık biliyorsunuzdur diye düşünüyorum. Bioderma marka olarak bana da güvenilir geliyor bu yüzden bir şeyini kullanırken içim rahat oluyor, seviyorum kendisini ama hafiften de bir Minoset etkisi var üstümde. Fazla güvenilir olduğundan pek etkili değil gibi yani. Minoset benim en hafif ağrımı bile kesmez de, ondan söyledim. Sonuçta tontiş bir marka Bioderma, evimizin kızı, mahallemizin bakkalı gibi. Seviyoruz ve kolluyoruz.

MAVALA AYAK KREMİ 

image4

Kışın cildim yazdan daha çok kuruyor, bu yüzden daha çok krem tüketiyorum. Aslında yine daha önceki deneme yazılarımda bahsettiğim ve memnun kaldığım bir ayak kremim vardı ama daha iddialı bir şeye ihtiyacım olduğundan bunu aldım. Mavala el bakımında çok iyi, ayaktan da anlıyordur herhalde diye düşündüm. Bu konudaki ilk sıkıntım kremin minicik olmasıydı. Bir insan aldığı şeyin miktarına hiç mi bakmaz? Üstünde 50 ml yazıyor ama gerçekten internetten alışveriş yaparken böyle şeylere hiç dikkat etmiyorum. Bu ayak kremi trajedim gözümü açtı ama, bundan sonra benden kaçmaz. Elime alınca şimdi ben bunu ne yapayım? dedim direkt… Gözüm doymadı hani çok minik olduğundan. Neyse gelelim kreme, açıkcası beklediğimden iyi değil ama eski kremimden de daha iyi. Şöyle gerçekten aşırı iyi bir ayak kremi bulamadım yıllardır, tavsiyelerinizi bekliyorum. Bu krem 2 ayda bitti zaten, hiç anlamadım iyi mi geldi kötü mü. Ayak ve vücut kremlerinde kriterim kremin tereyağımsı gibi olmasıdır. Krem şanti gibi hafif veya su bazlı kremler bana hiç yaramıyor. El kremi olarak bile sevmem öyle aşırı hafif kremleri. Bu da yapısal olarak yoğun sayılır ama mesela aşağıda okuyacağınız vücut kremi kadar değil asla. O zaman sizi diğer yazımıza alalım

JO MALONE BODY BALM & PARFÜM 

image5

Sıkı takipçilerim bilir, çok uzun zamandır taşınmayı planlıyorum ve ev bakıyorum. Ev bakarken kriterlerimden birisi de “Jo Malone” ürünlerinin yakışacağı bir banyo… Yani evet öyle bir ev bulamadım, hele de Nişantaşı’nda bırak Jo’yu, Eyüp Sabri Tuncer’e yakışan banyolu bir ev bile yok, hepsi kabus gibi. Her neyse şu havaların ısınmaya başlaması beni yine mekanlarda saçlarıma sinen sigara dumanıyla mücadele etmek zorunda bıraktığı için yanımda ufak bir parfüm şişesi taşımak istiyordum. Geçen gün Nişantaşı’nda önünden geçerken bir bakayım dedim ve tabii ki sadece parfüm almdım. Az önceki yazımda da belirttiğim gibi kışın cildim çok kuruduğu için gözüm hemen krem bölümüne kaydı. Kokusunun aşırı inanılmaz olmasından bahsetmeme gerek yok herhalde. Benim şöyle bir kriterim vardır ve genelde de hep doğru çıkar, çok aromatik kremler yeterince iyi nemlendirme sağlamıyor diye. Bu yüzden buna da önyargılı yaklaştım. Görevli bana bunun nemlendirmeden çok tedavi edici olduğunu ve çılgınca e vitamini barındırdığını söyleyince ver dedim, bir o eksik kalmıştı onu da alayım dedim. Gerçekten de şişirme değilmiş, harika bir nemlendirme sağlıyor, beni şaşırttı diyebilirim. Bu konudaki en sinir şey kutusu, böyle kutulardan nefret ediyorum. Kremleniyor muyum ekmeğime yağ mı sürüyorum belli değil, yok az aldın yok çok geldi… bir sürü dert. Üstelik eliniz her daim yağlı olduğundan kapatırken kapağına bulaşıyor ne kadar havluyla silseniz de geçmiyor bu da beni sinir ediyor. Bence bütün vücut kremleri pompalı olmalı. Gerçi bu yapısal olarak biraz katı, bu yüzden Trabzon tereyağı gibi kutulamış olabilirler. Neyse parfüme gelelim, bu aslında parfüm değil bir çeşit kolonya diyebiliriz, yani Jo Malone parfümden ziyade bir koku fabrikası gibi. Peony & Blush Suede oldukça çiçeksi ve ferah bir koku. İçinde Şakayık ve bazı kırmızı kadife bitkiler var ( evet hatırlamıyorum ne var… ) güzel güzel tontiş bitkiler var işte. En nihayetinde saçım kokarsa elimin altında ferah ve güzel bir koku olsun diye aldım. Koku aşırı güçlü yalnız, bir kere sıkınca gerçekten tüm gün kalıyor ve tüm kıyafetlerinize siniyor. Jo Malone verdiğiniz parayı sonuna kadar hakeden bir marka, bu kadar açık ve net.

AKALİ 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Eğer beni düzenli takip eden şanslı kişilerdenseniz ağzımın tadını iyi bildiğimi bilirsiniz… Şu son dönemlerde milletin koştur koştur yeni mekanlara doluşup her açılan yeri öve öve bitirememesi beni yeni yerlere gitmekten soğuttu. Ya bir durun, sakin olun sizden önce leydi var. Önce ben bir deneyeyim, leydilik yan gelip yatma yeri değil sonuçta. İki tane şey tırtıklıyorsunuz 500 tane foto çekip instaya kouyoyrsunuz, sonra kendinizi gurme sanıyorsunuz. Her neyse bu konuyla ilgili detaylı yazmı HtHayat’da yazacağım, orada okursunuz. Akali bir süredir aklımda olan bir yerdi çünkü sürekli karşıma çıkmıyordu arada görünüp kaçıyordu. Oraya gitmeme sebep olan şey ekmeklerini kendilerinin yapıyor olmasıydı, bu detay benim için her şeyden daha önemli. Ekmek çok sevdiğim bir şey ve o kadar uzun süre o kadar kötü ekmekler yedik ki bundan sonra kendime bu kötülüğü yapmayacağıma söz verdim. Neyse ki ülkemizde de bu bilinç yavaş yavaş gelişmeye başladı, ekmeğini kendi yapan yerler çoğalıyor. Burası çılgınca hit olan o yerlerden değil, en azından şimdilik öyle. Çünkü yol üstünde değil bir kere, ara sokakta, yani insanımızın mekanda oturup saatlerce birilerini keseceği yerlerden değil. Bu yüzden bir kere süper yani, giden lezzeti için gidiyor daha çok. Zaten içerisi ufacık 4 masa mı ne var, dışarı kısmı da neredeyse o kadar. Ben tercihimi hindi fümeli sandviçten yana kullandım ve aşırı memnun kaldım. Kahvesi de çok güzel. Çeşitli çayları ve tabii ki aşırı lezzetli görünen kekleri de var. Aç gözlülük yapıp kocaman sandviçin üstüne kek yiyemedim ama yine de eminim güzeldir. Ekmek güzelse her şey güzeldir, bu en önemli detay. To go bardaklarının da üstüne bastıkları tasarımları çok güzel ayrıca. Vişnezade’nin en tontiş mekanı olan Akali’ye uğrayın derim. Doluşmayın ama, sakin sakin gidin. Adresi ve detayları da buradan öğrenebilirsiniz: akali.co

SABAHATTİN, REFİK, ELİF VE HARRY

image6

30 yaşından sonra Harry Potter fanı olduğumu duymayan kalmadı sanıyorum… Sürekli Twitter’da yersiz yersiz yorumlar yapıp duruyorum zaten, kendime engel olamıyorum. Neredeyse herkesin bildiği bir şeyi keşfediyor olmak çok güzel bir şeymiş, kendimi şanslı hissediyorum diyebilirim. Nerden çıktı durduk yere bu Harry sevdası diye merak edip soran çok, bu yüzden anlatayım:

Hayatımın hiçbir döneminde Harry Potter merak etmedim, gerçekten bu seriye delicesine meraklı olan ve kendisini aşırı sıkıcı bulduğum bir tanıdığım yüzünden başlamadan soğudum sanırım. Onun sevdiği bir şey eğlenceli olamazdı hani… Ayrıca benim zamanımda Yüzüklerin Efendisi akımı vardı ve ona da ilk filmi izledikten sonra gidip tüm kitaplarını alıp 1 ayda hepsini okuyarak çok fena sarmıştım. Sanıyorum bu yüzden de Harry ile ilgilenecek vaktim olmadı. Her neyse, geçtiğimiz ay tv’de What If diye bir filme denk geldim, filmde Girls’den hastası olduğum Adam Driver ve bizim bu Harry oynuyordu. Film gayet basit bilindik ama kendini izleten bir tarzdaydı ama izleyince ya bu çocuk Harry Potter’da nasıldı acaba diye merak ettim. Bunun üzerine yine şansıma 2 gün sonra tv’de Harry Potter’in 2. filminin başına denk geldim ( hala serilerin isimlerini ezberleyemedim tabii ki) yarısına kadar izleyebildim toplantım olduğundan bırakıp çıktım ama tabii ki saçmasapan yorumlarımı Twitter’daki takipçilerimden esirgemedim… Herkes izlemeye devam et diyip durdu ve genel olarak da kitabını oku diyenler vardı. Kitapları Şebnem Ferah’ın platformları kadar kalın diye bildiğimden hiç oralı olmadım ama Apple Tv sağolsun serinin diğer filmlerini 3′den itibaren izleyip bitirdim. Sonra 1 ve 2′nin yarısını izlemediğimi farkedip başa döndüm. Harry Potter’ı Star Wars’a çevirdim yani resmen. Güray eve her geldiğinde karşısına Harry çıkıyordu adamı sinir bastı. Filmler de kısa değil ki… Filmleri tamamladıktan sonra kafamda bir sürü soru oldu, filmlerin cevaplayamadığı ve hadi dedim, 1. kitabı alayım, gerisine bakarız. Böyle böyle 1 ayda 3 kitabı okudum… Hatta 4. kitaba tam olarak 1 Nisan’da başladım bu yüzden fotoda yok. Hayatım boyunca masallara bayılmış bir insan olarak Harry Potter beni mutlu etti açıkcası. Zaten önceki yazılarımdan birisinde size kitap olarak Binbir Gece Masalları serisini önerdiğimde bundan bahsetmiştim. Hayranlık uyandırıyor bende böyle şeyler. Her seferinde bu kelimeyi nerden bulmuş, bunu nasıl düşünmüş diye şaşkınlığa uğruyorum masallarda. Harry Potter da bende bu etkiyi bıraktı. Gece yatmadan okuduğum için yatmadan kafamda dolaşan 36284 tane düşünceyi de savuşturmuş oluyorum, bu açıdan da çok rahat. Fantastik bir şeyler okumasam biliyorum, o düşünceler yine fink atacaklar, hatta okuduklarımdan iyice beslenecekler ama Harry sağolsun patronası ile hepsini savuşturuyor… Nasıl kapmışım ama, hemen imalı betimlemeler falan yapıyorum bakın. Kitaplarla ilgili tek endişem seri ilerledikçe fazlaca ciddileşiyor olması. Yani içinde barındırdığı o tuhaf tontişlikleri çok seviyorum, Ölüm Yadigarları film olarak aşırı ciddiydi ve kitabın kalınlığını da düşünürsek beni bunalımlara sürükler gibi görünüyor. Kitap ile ilgili söyleyeceklerim yaz yaz bitmez bu yüzden kısa kesiyorum ama şunu net söyleyebilirim artık ben de Harry Potter fanıyım. Tabii ki bu seri bitince Rowling’in diğer kitaplarını da okuyacağım çünkü fantastik dünyası ile kalbimi çaldı.

Bu kadar Harry yeter diyenler için de alternatifli geldim. Instagram’daki @tambirkeyif hesabımdan gördüğüm kadarıyla ülkemizde Sabahattin Ali, “Kürk Mantolu Madonna” haricinde tercih edilmiyor. Nerede bir kahve kitap fotosu var orada Madonna var. Yahu bu adamın başka kitabı yok mu? İçimizdeki Seytan mesela benim şu hayatta en sevdiğim kitaplardan birisidir, tek kelime ile nefis bir kitaptır. Her şeyi popüler hale getiriyorsunuz, bunu yapmayın derim ben. Adamın bir sürü şahane eseri var, mesela fotoda gördüğünüz “Değirmen” gibi. İçinde hikayeler var, alın okuyun anlayacaksınız. Ayrıca bence Sabahattin Ali’nin diğer kitaplarının yanında Kürk Mantolu Madonna gayet sıradan, beni en az etkileyen kitabı. Bir diğer önerim ise Elif Key’in kitabı, bu aslında Elif’in köşe yazılarını toparladığı bir kitap. Ben köşe yazısı asla okumayan bir insanken Elif Key ile okumaya başladım, onun yazıları, tadı kimsede yoktur. Adamı fena üzer yani, benden  uyarması. Refik Halid Karay’ın Memleket Hikayeleri kitabı da benim en sevdiğim tarzlardan birisidir. Reşat Nuri’nin Anadolu Notları gibi. Okuduğunuz zaman size çok şey katacağından emin olabilirsiniz.

Bu kadar uzun bir aradan sonra böylesi uzun bir yazıyı haketmiştiniz… Bu yazıya ayırdığınız vakit sayesinde artık az önceki insan değilsiniz, daha fazlasısınız, böyle hissetmek çok güzel değil mi? Ben hep böyle düşünürüm uzun bir şeyler okuyunca. Bir sonraki deneme yazımda görüşürüz.


Tambirleydi hakkında


6 Responses to Tam Bir Deneme 04/04/2015

  1. Gökhan says:

    İnstagramda seni takip etmeme ve o muazzam fotoğraflarını beğenmeme rağmen nasıl oldu da uzun bir süredir yazı yazdığını fark etmedim şaşırıyorum kendime.İnsanı yazılarına ve kendine bağlıyorsun. Tebrik ederim.

  2. Günsu says:

    Ne kadar naif ve yararlı bir yazı olmuş ellerinize sağlık. o/ Benim de aileden miras göz altı morluklarım var ve ben buna çok üzülüyorum; bir çok organik krem bazlı ürün denedim ama malesef ki olmuyor. Panda gibi geziyorum. Neyse İzmir minik bir kasaba gibi olduğundan ve büyük markalar pek ev sahipliği etmediğinden Burberry konusunda ümitli değilim ama araştıracağım. Bol keyifli alahomora ve lumoslu günler olsun. Sevgiler.

  3. Sude says:

    Gerçekten çok tontikli bir yazı olmuş 19 yaşındayım okulda yaşıtlarıma bakıyorum sanki düğüne gidiyormuş gibi kıyafetler,makyajlar yüzüne nemlendirici sürüp kot tişörtten vazgeçmeyen biri olarak bana o kadar fazla ki… Neyse konumuz bu değil benimde uzun süredir uykusuzluktan mütevellit göz altı morluklarım var gittğim doktordan ve aile fertlerimden öğrendiğim üzere aynı zamanda genetikmiş bu arada ben doktorumdan hiç memnun kalmadım gittiğiniz doktorun bilgilerini verebilirmisiniz?ne ne ne nee 31 mi yoooo inanmam -Burberry bende kullanıyorum YSL mutlaka deniyeceğim

    • tambirleydi says:

      Bence yaşınız gözaltı ile ilgili işlem yaptırmak için erken. Gittiğim cilt doktoru Nişantaşı Intermed’deki doktorlardan birisiydi, açıkcası şu an adını hatırlayamıyorum. Gittiğiniz her doktor size başka bir ürün verecektir, şimdilik sadece nemli tutmaya bakın derim ben…Çok teşekkür ederim bu arada.

  4. Cansu says:

    Ya tabii beni ilgilendirmez ama Güray erkek arkadaşınız mı abiniz mi acabası?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑