Teknolojik Hisler Güncellemesi

teknolojik hisler güncellemesi

Şu hayatta tek istediği yemek, içmek, gezmek ve eğlenmek olan büyük amcamın vefatıyla hayatımda bana kalan tek mirasın cep telefonu olduğu lise yıllarımdan bugüne ne kadar değiştiğimi düşünüyorum. Aynı zamanda cep telefonuna olan tavrımın hiç değişmediğini de biliyorum, yokluğunu kolay kabullenip varlığına da kolay alışabildiğim bir güzellik kendisi. Benim için öyle.

Geçtiğimiz günlerde birilerine ipod aldığımdaki hislerimi anlattım. Direkt walkman döneminden ipod dönemine geçiş yapıp bir süre şok geçirmiştim. Arada dinozorların ölümü kadar büyük değişimler var çünkü. ”Şu ipod’un dili olsa da konuşsa” diye Gökova yollarında gün batımına koşarken, meğerse kafamda bir ”iphone” yarattığımı şimdilerde anlayabiliyorum.

İlk telefonum Motorola d520 diye bir şeydi. O zamanlardaki cinslerine göre daha ufaktı ama şimdiyle kıyaslarsak kapı tutacağı yapılacak kadar ağır ve kalındı diyebilirim. O zamanlarda çevremde çok az kişide telefon olmasına rağmen fantastik faturalar getirebiliyordum eve. Mesajın kimden geldiğini göstermediği için de hayatımda ezberlemediğim kadar numara ezberlemiştim . Evet başka şeyleri o kadar ezberleseydim şimdiye bir şeylerin profesörü olabilirdim…Fındık fıstık profesörü gibi. İkinci telefonum ”Telital” diye bir fransız ürünüydü. Şezlong gibi kıvrımlı bir yapısı ve mavi rengi vardı. Antensiz olduğundan insanlar ev telsizini yanımda taşıyorum zannediyorlardı. Ben ise Fransız marşı çalan telefonumla gayet mutlu olsam da kalbimde o zamanların en havalı markası olan bir Nokia telefon yatıyordu. Sonralarda seri seri Nokia telefonlar almaya başladım. Yeni bir şey çıkınca bana bir sıkıntılar fenalıklar geliyordu yenisini alana kadar. Ailem her istediğimi alan insanlar değildi, bu yüzden farklı stratejiler geliştirip sinsi hesaplar yapmam gerekiyordu.Maaş günleri ve keyifli saatlerin ortalamasını alıp mantıklı belgelerle karşılarına çıkıyordum. Evet bütün bunları yapacağıma bu başka şeyler yapsaydım… neyse. Sonuç olarak hep telefonlardan bir beklentim oldu. Son Nokia telefonum 7200 ile ziyadesiyle çok zaman geçirdik. ”İphone ne kadar gereksiz yaa”dan ”iphone almalıyım”a geçişim hızlı ve acı verici bir süreç oldu. Evet bu seferkini kimse almadı kendim paramı verip aldım. Çünkü artık çalışıyordum ve maaş kovalamak yıllar öncesinde kalmıştı.

İphone 3gs ile ios kadar uyumlu olduğumuz gerçeğini anlamam çok kısa sürdü. Ben artık akıllı telefon zehrini almıştım ve bundan sonra kimse beni anında istediğim her şeye ulaşabileceğim dünyadan koparamazdı. Cep telefonundan internete girememek ne kadar da ilkeldi ve ben buna nasıl da katlanabilmiştim… Hepsine hayretler ediyordum. Bana yıllarca katlanan 7200′ın kadife kalbini sızlatıyordum (belki hatırlayan vardır 7200 kadife gibi bir kumaş kaplıydı). 3gs ile de sevgi dolu bir birlikteliğimiz oldu ve her yeni telefonumu aldığım 1 hafta içerisinde mutlaka yere düşürme geleneğim bunda da değişmedi. Bu sefer daha bir kalbim sızladı ama kendisini hep sevdim. 4 çıktığında bile ”o ne ya öyle kare gibi” diye telefonumu korudum, yenisini istemem dedim. 4s çıktığında ise ”her klasik iphone kendisini 2 sene içerisinde imha edecektir ” gerçeği ile yüzleştim. 4s’e geçtikce coştum bunun 5′i nerde dedim ve yine 1 hafta içerisinde düşürdüm yere kendisini. Bu sefer o kadar da üzülmedim çünkü 1 yıl sonra yenisi çıkacak dedim. Bozulunca evladını acil serise yetiştiren anne gibi teknik servislere koşmadım, kapatıp açtım ve düzelttim. Artık kendisi ile ilişkimiz eşitti, ikimiz de seviyorduk işte.

Geçtiğimiz hafta iphone 5′e geçiş yaptım. Sanki manavdan portakal almak gibiydi, ne bir heyecan ne de bir beklenti. Tek beklediğim uzun süre dayanabilen bir şarj ve daha hızlı bir telefondu. Bana verdiği şeyler artık yetmiyordu ve emindim ki 1 sene sonra yenisi çıkacaktı, boşuna kendisine bağlanmaya gerek yoktu. Elime alınca inceliği ve hafifliğine vurulmadım desem yalan olur,uzunca bir süre elim cebimde tutarak gezdim,sanki hiç yok gibiydi. Biraz ağırlığını ve asaletini mi kaybetmişti bilmiyorum ama yazı düşündüm, şortumun cebinde hafifce durabilir dedim ve teselli oldum. içine bakınca 4s ile pek fark olmadığını anladım, biraz parlaklık biraz daha hoş kamera, bunlar zaten klasik olması gerekenler dedim. Sonra kulaklığına baktım tuhaf deniz canlısı gibi, ”ne gerek vardı diye” taktım denemek için. Telefonun üstündeki kulaklık girişinin alta geçtiğini de bu şekilde öğrenmiş oldum. Bu gereksizliğin mantıklı sebebini öğrenmek istedim ama sonra vazgeçtim. Telefon biraz gözümden düştü…”Fotoğraf çekerken kablo çıkmasın diye bence” dedi birisi, ”ben kabloyla fotoğraf çekerken hiç zorlanmıyordum ki” dedim. Sonra iPhone 5 almış bir arkadaşım aradı, açtım, alo dedim, bana ”5 mi aldın sen” dedi. Bu şahane ses iletme olayını da böyle öğrenmiş oldum. Artık ben de 5 kullananları anlayabiliyordum, kulaklıktan kaybettiği puanları böylelikle geri toplamış oldu.

”Kılıf taksana şuna” dedi bir arkadaşım. Çizilince takarım, kılıfla kapattıktan sonra düzgün veya çizilmiş, ne farkeder dedim.

Artık İphone hislerimiz karşılıklı değil, o beni daha çok seviyor.


Tambirleydi hakkında


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑