SAÇ & CİLT 2017

Öf öf öf… Nasıl başlayacağımı bilemedim şu yazıya. Bu yazıyı çok beklediniz biliyorum, kendimi savunacak bir şey bulamadım.  Daha öncekileri emek emek yazdım da ne oldu gerçi? Yine gelip sordunuz yazdığım şeyleri okumadan. Bakın yine kendimi haklı görebildim bu konuda ciddi bir uzmanlığım var. Şu an konu kaynadı resmen ve ben artık istediğim gibi bir giriş yapabilirim.

Bu deneme yazısı diğerlerinden biraz daha farklı olacak, mesela fotoğrafsız yazmayı planlıyorum. Çünkü içerik daha çok kullandıklarım ve rutinimle ilgili olmasını uygun gördüm. Ürünleri de satın alabileceğiniz veya inceleyebileceğiniz linkler şeklinde paylaşacağım. Daha ben size ne yapayım? Hadi okuyun güzel güzel…

-SAÇ-

En çok soru gelen bölümden başlamayı uygun görüyorum. Neredeyse her gün ya Snapchat’den ya da Instagram’dan mutlaka saçımla ilgili soru geliyor. Bazen şampuan markaları çok yanlış insanlarla çalışıyor, burada ben dururken diyorum. Hayatım boyunca hep saçı sorulan, saçıyla ilgi çeken insan oldum. Evet kimse muhteşem güzelliğimle ilgilenmedi… Senin olayın saç, saçın kısa olsa bir şeye benzemezsin diyen arkadaşlarım bile oldu, düşünün yani. Her neyse, geçmişe gidecek olursak kıvırcık saçlı bir bebek olarak doğmuşum fakat ilkokula başladığım yıllarda saçım animeleri kıskandıracak kadar düzleşti. Yoğun, düz ve simsiyah saçlarım vardı ve bu sebeple orta okul kapısından çevrilmişliğim var ‘boyalı saç yasak’ diye. Ben tabi oley diyerek eve geri koştum ama okulda ufak çapta bir kriz çıkardı annemler, çünkü aşırı saçma bir olaydı. Lise yıllarıma kadar kapkara ve düz saçlarımla yaşadıktan sonra saçlarımın canı sıkılmış olacak ki birden dalgalanmaya karar verdiler. Böylelikle hayatımın bir türlü kontrol edilemeyen dalgalı kabarık saç bölümü liseyle birlikte başlamış oldu. Hani şu şampuan reklamında saçından tokası fırlayan kız vardır ya, hah işte o benim. Sürekli tokam kopardı veya kırılırdı ama hiç yakışıklının biri o tokayı bana verip süzüm süzüm süzülmedi kaşımda. Hep pis pis güldüler sağolsunlar. Sonuç olarak saçlarımın hayatıma olumlu bir katkısını göremediğim zamanlardı… Bu sebeple hayatımın ciddi bir bölümü kendime ideal şampuan ve saç ürünlerini aramakla geçti. Kullanmadığım o kadar az marka var ki bazen ben bile kendime şaşıyorum. Bununla birlikte şimdiye kadar saçımı hiç boyatmadım veya başka bir işlem yaptırmadım. Kuaförde topuz yaptırmışlığım bile yoktur. Kesim, düz fön veya çok nadiren dalgalı fön haricinde saçım bir işlem görmedi. Evet, özel bir geceye gideceğim zaman düz fön çektiriyorum, en büyük süsüm bu. Saç sağlığını ve yapısını çok etkileyen şeylerden olduğu için kullandıklarımı okumadan önce bunları da bilmeniz gerekiyor. Çünkü saçımı beğenenlerin %80′i saçını daha önce boyatmış veya benzer bir işlem yaptırmış insanlar. Önemli bir detay olduğundan bunu da yazmak istedim.  Çok geçmişe gitmeden örneklendirmek istiyorum favorilerimi. Zaten bazılarını siteye yazmıştım bu sebeple işimiz daha kolay olacak.  İlk olarak gerçekten hayatımı değiştiren bir şampuan markasından bahsetmek istiyorum Redken. Bu şampuan sonrası araştırmalarım çoğaldı diyebilirim, çünkü ilk kez gerçekten dediğini yapan bir şampuanla karşılaştım. Bu konuda detaylıca bir yazı yazmıştım, Redken maceramı buradan okuyabilirsiniz: Redken Mucizesi . Bu yazıda bahsettiğim seri haricinde başka serilerini de deneyip memnun kaldım, kime tavsiye ettiysem de baya sevdiler. Özellikle nem verme konusunda aşırı başarılı buluyorum, geçen yaz kuru saçlar için nem maskesini denedim ve sonuca inanamadım. Bu sebeple tüm seriyi iyice inceleyin derim.

Saçımla ilgili bir başka sıkıntı da şampuana çok kolay alışması. Bir şampuanı max. 6 ay kullanabiliyorum, sonra asla eski etkisinde olmuyor. Bu sebeple özellikle yazları şampuan değiştiriyorum bu da yeni şeyleri denememe fırsat sunuyor. Redken saçımda eskisi kadar etkili olmamaya başlayınca Aveda ile tanıştım. Daha önceden de biliyordum ama garip şekilde benim saçım doğal şampuanlardan hiç hoşlanmadığı için pek yanaşmamıştım. Böyle de tuhaf bir durum var işte, süper doğal, parabensiz vs gibi ürünlerden saçım resmen nefret ediyor, asla kullanamıyorum karman çorman bir şeye dönüşüyor saçlarım. Her neyse Aveda bu konuda beni yanılttı, özellikle düzleştirme konusunda ciddi açıdan etkili olduğunu gördüm. Bununla ilgili de detaylı bir yazım var, şu deneme yazımı okursanız biraz aşağılarda Aveda sevincimi görebilirsiniz: Aveda . Yalnız Redken yazımı da okuduysanız Hamptons yazlığına takmışım bilmem farkettiniz mi… Artık ne kadar istiyorsam. Neyse, Aveda’nın benim kullandığım seri haricinde de çok güzel içerikli çeşitleri var, özellikle yaz için olan serisini çok seviyorum, tatil öncesi mutlaka inceleyin derim.

Biraz daha güncele döneyim, şu sıralar kullanıp memnun olduklarımı anlatayım. Yaklaşık 1 yıldır Paul Mitchell- Smoothing serisini kullanıyorum. Bunu da kuaförüm tavsiye etmişti, daha doğrusu saçıma serumunu kullanmıştı ve çok sevmiştim, denemek istedim. Bu şampuan da iddia ettiği her şeyi yapıyor ama diğerlerine fark attığı bir nokta var o da saçınızın daha çabuk kurumasını sağlaması. Gerçekten özellikle uzun yıllar sonra baya uzamış olan saçımı kışın kuruturken eskisi kadar zorlanmadım. Bu aşamada bir detay daha vermeliyim saçlarımı yıllarca kurutmadım aşırı kabarıyor ve tüy tüy oluyor diye… Artık cidden hasta olmaya başlayınca Philips’in bir aletiyle karşılaştım ve bu konuda hayatımı kurtardı. Şu deneme yazımda okuyabilirsiniz kendisini: Philips ProCare Airstyler . Şampuanlar kadar beni rahatlattı diyebilirim, kurtarıcı gibi bir şey. Şu ara saçlarımın en uzun olduğu dönemdeyim ve bu alet olmasaydı hayatta bu kadar uzatamazdım. Kurumaları mümkün olmazdı yani… Neyse şampuana dönersek; Son dönemin modası olan organik içerik gibi şeyler Paul Mitchell’da yok yalnız, gayet normal bir şampuan, ona göre. Dalgalı saç için olan ürünleri de çok iyi, tüy tüy yapmamaya and içmiş adeta. Ben genelde Kozmoya isimli siteden aldım şampuanlarımı, tüm çeşitleri de var, buradan detaylıca inceleyebilirsiniz: Paul Mitchell . Bu serinin yanında bir de 2 senedir özellikle saçımı kuruttuktan sonra Moroccanoil bakım yağı kullanıyorum. Bana göre bu yağ saç bakım yağlarının adeta kraliçesi, gerçekten daha iyisini kullanmadım. Tahmin edersiniz ki tüm favorileri denemiş birisiyimdir neredeyse, o kadar net söylüyorum. Saçı asla yağlandırmayan ve özellikle kurutma sonrası saçlarımın uçlarının kırılmasını engelleyen bir yağ bu. Geçen yaz yine aşırı bir saç kuruluğu yaşamıştım ve bu markanın şampuanlarından almıştım, onlar da gayet güzeldi. Nereden alabileceğinizi ve detaylarını merak ediyorsanız buyrun buraya: Moroccanoil . Şahane koktuğundan bahsetmeme gerek yoktur sanıyorum, zaten argan yağı, kuru yağ gibi şeyler hep güzel kokuyor.

Bunlar haricinde ara ara aldığım ama olsa da olur olmasa da olur ürünler var onları yazıp kalabalık yapmaya gerek yok. Zaten Snapchat’de ve Instagram’da paylaşıyorum genelde onları.  Mesela şu sıralar yine yeni bir saç ürünü deniyorum, şampuan değil ama durulanmayan bakım, memnun kalırsam mutlaka paylaşacağım.

Saç bakımıyla ilgili çok fazla söyleyebileceğim bir şey yok aslında çünkü bu çok kişisel bir şey. Yaklaşık 4-5 yıl önce bir yaz hayatımın en büyük saç dökülmesini yaşamıştım ve gerçekten korkunçtu. Saçlarımın araları açılmıştı ve resmen bir tutam kalmışlardı. Testler tahliller derken hiçbir şey çıkmadı, yani çözemedik ne olduğunu. Sonradan gittiğim bir doktor arada vücudun bu tip şeyler yaptığını söyledi, bağışıklık düşmesi gibi bir şeymiş işte. Genelde saç dökülmelerini mevsimsel yaşarım ve bu baya sağlam bir dökülme olur çünkü saçlarım kalın telli. Topaç topaç saçlar olur her yerde yani, annelerin kabusu gibi. Böyle durumlarda genelde şampuanımı değiştiririm ve o büyük dökülme zamanında kullandığım serumu kullanırım. Bu serumu bana doktor tavsiye etmişti ve onun lafıyla aldım. Sizin de böyle şeyleri doktora danışmadan yapmamanız lazım. Yine de paylaşıyorum incelemeniz için: wella sp balance scalp serum . Bu da az önceki gibi Kozmoya isimli sitede varmış, denk geldiği için paylaştım hani bir anlaşmam falan yok. Sonra arkamdan dedikodu yapmayın… Sp serum bana ağır dökülmelerde iyi geliyor ama biliyorsunuz eğer hormonlar veya vitaminlerle ilgili bir durumda öncelikle asıl kaynağı çözmeniz gerekir. Dışardan uygulamalar bir işe yaramaz yani.

Şimdi geliyorum büyük sevaba… Bu şampuanı da büyük dökülme zamanı ( Osmanlı’nın gerileme devri gibi anlatıyorum valla ) doktorum tavsiye etmişti, saçım toparlanıp kendine gelsin diye. O zamandan beri etrafımdaki herkese dağıtıyorum Noel Baba gibi… Çünkü tek yıkamada bile böylesi fark yaratan dolgunluk veren başka bir şampuan görmedim açıkcası. Nerede pişmaniye saçlı, saçım kabarmıyor, kuş tüyü gibi diye sızlanan birisini görsem veriyorum bunu eline, susuyor. Tabi burada uyarmam lazım, bu da saçtan saça değişen bir şey, eğer gerçekten saçınız iflah olmaz bir cılızlıktaysa ne yazık ki şampuanlar size çok da fazla yardımcı olamaz. Şimdiye kadar kullandırdığım herkes memnun kaldı, bu sebeple paylaşmak istiyorum, belki size de derman olur? Markası Topicrem ama bu markanın bir sürü çeşiti var almanız gereken çeşitini buradan inceleyebilirsiniz: Topicrem nutri repair cream . Dermoeczanem haricinde eczanelerde de bulabilirsiniz ama biraz büyük eczanelerde oluyor genelde. Kullanıp memnun kalırsanız bana haber vermeyi unutmayın.

Tüm bunlar haricinde aralarda kullandığım ve sevdiğim saç ürünlerine sitedeki deneme yazılarından ulaşabilirsiniz. Bence bu kadar saç muhabbeti yeter, bir diğer mevzu olan cilt konusuna geçelim.

- CİLT-

Bu konuda bir şeyler yazmadan önce cilt problemleri veya sadece basit bir nemlendirici arayışı için bile olsa doktora danışmanız gerektiğini hatırlatmam gerekiyor. Bu iş saç muhabbetine benzemiyor çünkü, ben sadece neler kullandığımdan bahsedebilirim size tavsiye edemem. Siz de asla bu işle alakası olmayanların veya Instagram’da çok takipçisi olan birilerinin tavsiyesine güvenip ürün almamalısınız. Cilt doktorları bu sebeple varlar, sadece sorun olduğunda gitmeniz için değil, cildinizi tanıyıp doğru ürünlere yönlenmeniz için onlara danışmanız lazım. Zaten hangi güzellik uzmanına gitseniz sizi asla boş çevirmez, ben şimdiye kadar bir şeye ihtiyacınız yok diyenine denk gelmedim. Zaten hiç cilt temizleme gibi bir şeyler de yaptırmadım, şimdilik bana göre değil o işler, belki daha ilerde.  Bu son derece sıkıcı fakat haklı uyarıyı yaptıktan sonra konuya girebiliriz.

Cildimle ilgili hem şanslıyım hem şanssızım diyebilirim. Bir kere aşırı kuru ve alerjik bir cildim var. Mesela duştan sonra 1 dakika içerisinde krem sürmezsem acıbademe dönüyorum, ciddi boyutta kuruyorum yani. Duşta şampuandan çok vücut yağlarım, nemlendirici duş jellerim vardır yani, öyle böyle bir kuruluk değil.  Yüzümle ilgili de aynı sorunu yaşıyorum hem aşırı kuru hem özellikle yazları karma hem de alerjik bir cildim var. Bu sebeple kullandığım yüz kremleri -ki sayısı yaşıma göre oldukça azdır- genelde hep hassas ciltler için yapılanlardandır.  Şanslı olduğum kısma gelirsek ergenliğim çoğu arkadaşıma göre daha rahat geçti. Yüzümü sivilceler basmadı ama gerçek bir mayalı hamur gibi bembeyaz suratımda dev gibi bir sivilce çıkardı, en az 1 ay kalırdı ve tabii ki herkes sivilcemi gösterirdi… Sanki herkesin suratı sivilceli değilmiş gibi başkasında sivilce görünce aaa sivilce demek de neyin nesiydi allah aşkına ya? Neyse bu saçmalığı bir kenara bırakırsak genelde yüzümde alerjiden kaynaklanan isiliğimsi sivilceler çıkar ve bunlar ağız çevremde olur. En tiksinç görünen yer yani evet… Bu sebeple bir çoğu insana göre yüzüme ne sürdüğüme aşırı dikkat etmem gerekiyor. Hepimizin çevresinde vardır ya bazı tipler, yüzlerine ne sürseler asla bir şey olmaz… Bak süper bir krem çıkmış diyip hiç sorgulamadan sıvarlar kremi veya pis mi temiz mi demeden tester rujları falan sürerler çekinmeden. Ve bu insanlara asla bir şey olmaz bırak alerjiyi sivilceyi, aynı şekilde parlamaya devam ederler. Yazının bu kısmında o insanlara yazıklar olsun diyorum başka da ne diyebilirim ki?

Ciltle ilgili ürünlerime geçmeden önce işin en önemli kısmından bahsetmek istiyorum; beslenme. Bunu inkar edemeyiz, cilt yediklerimizden fazlasıyla etkileniyor ve ben bu konuda oldukça titizim. Sigara kullanmıyorum bir kere, bu zaten haneme +100 puan olarak yazılıyor. Şimdi burada sigaranın cilde ne kadar zararlı olduğunu anlatmama gerek yok bunu bilmeyeniniz yoktur. Bununla birlikte neredeyse her gün bir avuç karışık kavrulmamış kuruyemiş yerim, bunu hem fiziksel sağlığım hem de cildim, saçım için yapıyorum. Hem de seviyorum yemeği, sincap gibi oturup evde kemiriyorum valla… Fast food ve asitli içecekler ise hayatımda neredeyse 10 yıldır yoklar. Beslenme ve sporla ilgili 2014′de yazdığım şöyle bir yazı var okumak isterseniz buyrun: form&beslenme . Yani sadece doğru ürünü kullanmak ve genetik açıdan şanslı olmakla bitmiyor, sağlıklı bir cilt için sağlıklı beslenmeniz gerek.

Yaklaşık 20 yaşıma kadar yüzüme krem süren birisi bile değildim. Şimdi izliyorum Youtube’da 18-25 arası kızlar sabah rutinim diye video çekiyor… Ben öyle video çeksem 2 dk falan sürerdi çünkü yataktan kalkıp yüzüme su çarpıp kuruluyordum, bunun nesini çekeyim? Son 3 yıldır sabahları yüz temizleme ürünü kullanıyorum ( 1983 doğumluyum ) siz düşünün artık ilgisizliğimi. Lisedeyken ben de o naylon fırcalara Sebamed döküp döküp yüzümü az kazımadım ama, ondan hangimiz kaçabildik ki? Liseli olup da Sebamed kullanmamak şu an mat ruj kullanmamak gibiydi, imkansız yani. Bir süre sonra bu hunharca cilt fırçalama işlemini de bırakıp sadece arada çok cildim kurursa Bephantene sürerek yaşadım. Sonra 2002 civarı iflah olmaz koyuluktaki gözatlarım için krem arayışına girdim çünkü özellikle kışın iyice beyazlaşan yüzüm gözlerimi daha da belirginleştiriyordu ve keş gibi geziyordum. Gözlerimin altı hem koyu hem de kuru, sağolsun babam bu konuda çok yardımcı olmuş tüm bu özellikler ondan geçmiş bana. Gözlerim için bir şeyler ararken Haccer isminde bir kremle karşılaştım, %100 doğal ( e o isimle doğal olsun artık ) içinde zeytinyağı olan bir kremdi ve nasılsa artık her şeye kullanılıyordu. Gözünüze, yüzünüze, yanıklara… Bu kremi ben neredeyse 5 yıl kullandım, herkes ismiyle ve benimle dalga geçiyordu ama kuru ve dertli cildime bir tek o derman olmuştu. Sadece gözüme de değil doğrudan yüz kremi olarak kullanıyordum. Sonra 30′larıma yaklaştıkça sevgili Haccer bana ağır gelmeye başladı ve cildim de yağlanmaya yöneldi. Haccer konusunu kapatmadan merak edeceğinizi bildiğim için araştırdım, maşallah Haccer görüşmeyeli büyümüş serpilmiş, tek çeşit kremden yüz temizleme jellerine kadar çıkarmış. Ben sadece kremini kullandım ve dediğim gibi oldukça yağlı bir krem. Yine de buradan inceleyebilirsiniz: Haccer yüz bakım kremi . Haccer ile uzun birlikteliğimizi sonlandırdıktan sonra tabii ki bir cilt doktoruna gidip dertli cildime krem aramaya çalıştım ve her hassas ciltli insanın mutlaka bir kez kullandığı Bioderma’ya yönlendirildim. Doktorum verdiği için hangisi olduğunu söylememe gerek yok sonuçta herkesin cildi farklı biliyorsunuz. Hem göz hem de yüz kremini kullandım uzunca bir süre ama ne yalan söyleyeyim hani memnun kaldım da diyemem kalmadım da diyemem. Ne süper nemlendirdi ne de sivilce falan yaptı. Bioderma bana göre aşırı güvenilir bir marka, şimdiye kadar kullanıp da cildimde arıza yaratan bir ürünü olmadı ama cildim o kadar kuru ki hassas cilt serisi bana az geldi, yetmedi aç cildime zavallı Bioderma. Sonra Heliocare ile tanıştım ve bir süre de kendisini kullandım. Bitki özlü bir güneş koruyucu ama ben normal nemlendirici olarak kullandım. Sonuçta yaz kış güneş korumalı krem sürmek zorundayız artık bunu bilmeyen kalmadı. Heliocare şimdiye kadar kullandığım ve yüzümde sivilce yapmayan nadir güneş kremlerinden, hatta annem de aşırı alerjiktir o da yüz kremi olarak kullanıyor hala. Ben de artık kendisini sadece yazları ve kışın arada dışarı çıkarken kullanıyorum.  Neyse, kışın tamamen değişip kupkuru olan cildime bir süre sonra minnoş Heliocare de yetmemeye başladı. Buradan inceleyin kendisini buyrun: Heliocare Advanced SPF 50 . Bu da yetmiyor bu aç gözlü cildime daha ben ne yapayım dediğim bir dönemde  Ahu Yağtu beni kurtardı. Kendisini zaten beğenirim ama cildi de harikadır. Meğer o da benim gibi hassas ve kuru ciltliymiş ve özellikle de kışları baya sıkıntı çekiyormuş. Bu arada yukarda söylemeyi unuttum Haccer aşırı yağlı olduğundan uzunca bir süre de kullandığım için siyah noktalarım coşmuştu. Böyle bir dönemdeydim, t bölgesi yağlı, geri kalan yerler kupkuru. Kendisinden 2 önemli şey öğrendim birisi Dermalogica Daily Microfoliant, diğeri de Perricone MD. Peeling benim çok da sevdiğim bir şey değildi buna rağmen bazen duşta yüzümü hatır hutur keseliyordum… Bu neyin cesaretidir ya? Yüz keselemek falan… Arada annemin Muğla pazarından bulduğu tuhaf killerle maske de yapıyordum ama çok uzun zamandır bunlarla da işim yoktu. Ahu’dan bu 2′linin tavsiyesini alınca normalde her şeyi sorarak bunalttığım doktoruma bile gitmeden hemen aldım. Sonradan kendisine söyledim ama o da onayladı, böyle de kendimi onaylatırım… Bu ürünleri deneme yazılarımda anlatmıştım zaten bu sebeple uzun uzadıya anlatmama gerek yok, yine linklerini vereceğim rahatça araştırabilirsiniz. Buyrun Dermalogica:  Daily Microfoliant . Bu arada Dermalogica’yı da seviyorum çünkü yine ara ara başka ürünlerini de kullandığımda hiç alerji yapmamıştır. Benim için en büyük kriter bu zaten. Perricone MD ise Ahu bahsedene kadar hiç duymadığım bir markaydı, biraz araştırdım, ülkemizde de çok bilindiği söylenemez. Fiyatları iddialı olduğundan da insanlar yanaşmıyor olabilir… Aslında benimki cesaret işiydi biraz çünkü ben mesela birisinin cildi güzel diye gidip onun kullandığı ürünü asla almam. Bu zaten bence saçmalık çünkü aşırı kişisel bir olay bu. Ama cildim beni gerim gerim gerdiği ve yanaklarımın üstü artık kuruluktan kıtır kıtır olduğu için ilk kez kafama göre gidip aldım ve şanslıyım ki hiç pişman olmadım. Benim aldığım ürününü şuradan inceleyebilirsiniz: Perricone MD Moisturizer . Yukarda da bahsettiğim gibi beklediğimden daha iyi sonuç aldım ve verdiğim paraya hiç pişman olmadım. Neredeyse La Prairie fiyatlarına yakın diyebiliriz çünkü. Çok iyi bir nemlendirme sağladı, resmen yüzüme bir yumuşluk rahatlık geldi.  Yalnız bu da bir yere kadar sürdü çünkü bu krem kışlık bir krem, yazın özellikle yağlanan t bölgesi için oldukça fazla geldi. Bu aşamada da bana çok uzun süredir bir markadan bahseden ve öve öve bitiremeyen eczacı arkadaşıma yöneldim. Eczacı arkadaşım dediğim de aile dostumuz ve neredeyse 3 yaşımdan beri hayatımda olan bir insan, yani güvenim sonsuzdur ve her zaman tavsiyeleri işime yaramıştır. Kendisi bana bir süredir Filorga isminde bir markadan bahsediyordu ve ben de yaptığım ufak bir araştırmadan sonra bu markanın olgun ciltler için olduğunu düşünüp hiç ilgilenmemiştim. Daha sonra yani geçen yaz başında, kaşlarımı alan Nigar bana Filorga’nın göz kremini tavsiye etti. Kadın tabi gözümün altını görüyor ve en sonunda dayanamadı demek ki… Nigar da güvendiğim insanlardan, ayrıca zaten yıllarca kullanmadığım ürün kalmamış gözüm için, bir eksik bir fazla ne fark eder ki diye tamam dedim bu Filorga’ya şans veriyorum… Hayatımın en doğru kararı olduğunu nereden bilebilirdim? Yaz başında aldığım göz kremi, daha yaz ortalarına gelirken etkisini gösterdi. Ne kuruluk kaldı ne de kaşıntı, inanması biraz zor ama gözlerimin altındaki koyuluklar bile açıldı. Kremi merak edenler için: Filorga Optim Eyes . Yüze sürülen her şeye karşı çıkan, doğallıkla kafayı bozmuş annem bile bu farka inanamadı size daha ne diyeyim? Böyle olunca yaz ortasında eczacı arkadaşıma sorarak Filorga’nın bir de yüz kremini aldım. Bu da bazı hayret verici sonuçlara yol açtı. Tabii peeling ile birlikte kullanmanın etkisi vardır mutlaka ama cildime hem nem hem de aydınlık verdiğini bu kadar bariz fark edeceğimi sanmazdım. Meğer cildim olgunmuş da benim haberim yokmuş… Buradan da kremi inceleyebilirsiniz: Filorga Hydra Filler . Yaz sonunda başka bir sorun için ( hormonsal sivilceler ) gittiğim cilt doktoruma Filorga kullandığımı söylediğimde ”ben mi yazmıştım sana onları” dedi… Kadının meğersem favorisiymiş, iyi yapmışsın dedi. Resmen şansım yaver gitti yani. Hatta yeni bir göz kremi çıktı o da iyi istersen dene dedi, onu aldım hala daha da kullanıyorum, en az diğeri kadar memnunum. O da burada: Filorga Eyes Absolute . Bu filorga coşkum bununla da kalmadı, yazın ve baharda gayet keyfim yerindeyken kış gelince yine yanaklarımda aşırı kuruma olmaya başladı ve bende de çok saçma bir takıntı var, bir ürünü kullanıyorsam hep ondan devam etmek istiyorum. Yani yüz kremi farklı marka serum farklı marka gibi şeyleri sevmiyorum. Yine eczacı arkadaşıma sordum ve kendisinin de kullandığı Filorga serumu tavsiye etti, buyrun bakın: Filorga Hydra Intensive . Bu serum sadece nemlendirmek için değilmiş, hani şu sıralar yeni yeni meşhur olan hyaluronik asit var ya, işte içeriğinde bundan varmış. Yani Youtuber’lar daha Gratis gezerken biz yüzümüze asitimizi sürüyorduk haberiniz yok… Her neyse, bu serumu geceleri sürdüm ve bir süre sonra yüzüm neme doydu hatta bir süre sonra sivilcelendim. Meğer her gece sürmemek gerekiyormuş, haftada 1-2 kullanmalıymışım. Sonuç olarak bu her ne kadar Filorga’ya övgü kuşağına dönüşse de yapacak bir şey yok, tam 1 senedir kullanıyorum ve çok memnunum. Bu aşamada Filorga’nın 30 yaş üstü için uygun olduğunu hatırlatmayı isterim. Ona göre araştırmanızı yapın… Son 1 yıldır kullanıp aşırı memnun olduğum bir başka şey de yüz yıkama köpüğüm. Yukarda da bahsettiğim gibi çok uzun seneler sabahları yüzüme su çarpıp geçtim. 30′umdan sonra bir gereksiz yağlanma olaylarına girince yine eczacı arkadaşıma (ne arkadaşmış be di mi ) bana içeriği en doğal ve alerji yapmayacak bir şey tavsiye et dedim. Yani yüz yıkama şeyi için de doktora gitmeyeyim artık… Kendisi bana o güne kadar duymadığım bir marka olan Caudalie’yi önerdi. Bir süre bunu kullandım bakınız:  Caudalie Instant Cleanser . Sonra Caudalie’nin başka ürünlerini de kullanıp oldukça memnun kaldım bu arada. Geçen yaz tuhaflaşan cildim Caudalie ile de yollarımızı ayırmama sebep oldu. Yüzüm fazlaca yağlanınca sabahları daha gıcır gıcır yapacak bir şey kullanmak istedim. Caudalie fazla yumuş ve nazikti, hiç alerji yapmadı ve çok güzel temizledi ama yok yani, yüzüm yağlı gibiydi hep. Bu sefer kendi kafama göre bir araştırma yaptım, yabancı blogları falan okudum, görüşlere baktım ve kendi kendime bir yüz temizleyicisi buldum. Buyrun buradan inceleyin: La Prairie Foam Cleanser . La Prairie fiyatı kadar etkisiyle de meşhur bir marka, malum ben de kozmetiğe para harcayan bir insan değilim, en mühim şeye neden para vermiyim diyip aldım bunu. Şansıma ancak bu kadar memnun olabilirdim valla… Tam istediğim gıcırlığı sağlıyor ama gerim gerim de germiyor. Bir bebeksilik yumuşluk da cabası. Bu arada bana neredeyse 7 ay falan yetti, bence bu baya iyi bir süre. Gerçi ben makyaj yapan birisi değilim, sadece sabahları kullandım. La Prairie bence parasını hak eden bir marka, Filorga’ya ara verirsem nemlendirici olarak şu ürününü alabilirim: La Prairie Advanced Day Cream . Bunu gözüme kestirdim yani, kenarda dursun bakalım.

Sanıyorum anlatılması gerekenleri ve fazlasını anlattım. Kullandığım ve denediğim tüm markalar yerine favorilerimden bahsettim, bu bence daha çok işinize yarayacaktır. Bu yazıyı da arada güncelleyebilirim böylelikle hem saç hem de cilt için kullandıklarımı siz de takip edebilirsiniz. Bana sorulan sorulara cevap vermeye çalıştım umarım size yetmiştir bu kadar yazı. Benim gözlerim çöktü şahsen, o kadar krem kullanıyorum yazıktır bu gözlere ya… Hadi bitirirken bir tavsiye de vereyim, cildiniz nasıl olursa olsun duştan sonra mutlaka vücudunuza krem sürün, özellikle de yazları her gün bile olsa bunu ihmal etmeyin. Hem kan dolaşımı açısından hem de cildiniz açısından faydasını mutlaka görürsünüz. Hadi bakalım yumuşak yumuşak vedalaşalım…

Yorumlarınızı ve sorularınızı aşağıda belirtmeyi unutmayın, görüşmek üzere.


Tambirleydi hakkında


5 Responses to SAÇ & CİLT 2017

  1. Derya says:

    Önerileri araştıracağım, teşekkürler. Yalnız en merak ettiğimi sorayım: Cilt doktorunu paylaşman mümkün mü? Denenmiş, memnun kalınmış bir doktora görünmek ve tavsiyelerini almak istiyorum mümkünse.

    • tambirleydi says:

      Bu da bana göre cilt tipi kadar kişisel bir şey aslında. Benim çok iyi doktor diye tavsiyeyle gidip hiç memnun olmadığım doktor deneyimlerim oldu çünkü. Eğer cildinizde ciddi sorunlar yaşıyorsanız ona göre bir doktor bulmalısınız, benim doktorum her zaman gittiğim özel bir poliklinikte şans eseri denk geldiğim bir doktor. Evime yakın olduğu için kendisine gidiyorum açıkcası. Yani bir doktor için harikadır, mutlaka gitmelisiniz gibi tavsiyeler veremem, hiçbir branş için hem de. Yine de merak ediyorsanız Nişantaşı Intermed’de kendisi, Dr. Azime Belül, araştırabilirsiniz.

  2. Ayşegül says:

    Bu detaylı yazı için teşekkür etmeden geçemedim leydim, ellerinize sağlık… bir de tüm yazıyı içimden sizin sesinizle okudum sanırım

  3. Ümran says:

    Merhaba; Parfüm alışverişlerinizi internetten yapıyorsanız güvenip tavsiye edebileceğiniz bir site var mı?

    • tambirleydi says:

      Merhaba, şimdiye kadar hiç internetten parfüm almadım… Size de tavsiye etmiyorum. Beymen, Brandroom gibi siteler haricinde pek güvenilir olduğunu düşünmüyorum. Elbette orijinal ürün satanlar vardır ama, benim haberim yok.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Asansörle Yukarı Çık ↑